Eğitim., Erdinç Aydoğan

Eğitimci Kayhan Karlı’dan Ezber Bozan Bir Okul

Mevlana Celaleddin Rumi bu dünyanın yetiştirdiği en önemli düşünürlerden bir tanesi ve yüzlerce yıl önce verdiği mesajda diyor ki; “Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım”. 21.yy’ın en önemli dinamiklerinden bir tanesi tam da Mevlana’nın söylediği şey, yani değişimin hızı. İçinde bulunduğumuz yüzyılın neredeyse 5’te birini, ilk 20 yılını bitirdik, zaman su gibi ilerliyor…

Bir yandan teknolojik gelişmeler yaşanırken bir yandan da dünyanın kaynaklarıyla-su, petrol, enerji, iklim vb. yaşam koşullarıyla savaş, göç, yerinden edilme vb. ile ilgili ciddi sorunlar yaşanıyor. Bu süreçte ise 21.yy’ı diğer yüzyıllardan ayıran en temel paradigmal fark şu; 2000 ile 2100 yılı arasında yaşanacak olan 100 yıldaki toplam değişimin miktarının belki de insanlık tarihi boyunca yaşanan değişimin tamamı kadar olacağı öngörülüyor. Bu hız karşısında da bireylerin değişime seyirci kalmasından ziyade değişime kolayca uyum sağlayabilmesi için 21.yy, bir beceri seti sunuyor. Literatüre baktığımızda geçmiş hiçbir yüzyıla ait beceri setlerine rastlamazken 21.yy: “Yaratıcı olma, eleştirel düşünebilme, işbirliği yapabilme, problem çözebilme, uyum sağlayabilme, öğrenebilme, üretebilme” gibi becerilere sahip bireylere ihtiyaç duyuyor. Haward Gardner tüm bu 21.yy becerilerini evrensel okuryazarlık olarak tanımlıyor gerçekten de çok doğru bir tanım.

Peki, biz çocukları bu yüzyıla uyum sağlayabilecekleri becerileri onlara kazandıracak, gelişimlerini destekleyecek şekilde eğitim imkanları sunabiliyor muyuz? Gelin şöyle bir hesap yapalım; 2018 yılında ilkokula başlayacak bir çocuk, 12 yıl eğitim alacak. 2030’da bitirecek okulu. Bu çocuk 2030’da liseyi bitirdiğinde muhtemelen bugünkü LYS, YGS gibi bol s’li  sınavlara rastlamayacak ama yerine başka bir “s” li sınav gelecektir. Diyelim ki liseden sonra bu çocuk üniversitede 4 yıl mühendislik okuyacak ve üniversiteden mezunu olacak ama yetmeyecek, MBA ya da yüksek lisans da yapacak derken 2035 yılına geldik bile.   Soru şu, gözünüzü kapatıp 2035’i hayal edin. Bütün bu değişim hızıyla, bugünden bu çocukların geleceğini düşünün, nasıl bir dünya, yaşam koşulları, çalışma hayatı onları bekleyecek? Tüm bu sorular çocuğun sağlıklı gelişimini ve yüksek yararını gözeten kurumların, okulların, öğretmenlerin, okul yöneticilerinin, ebeveynlerin kendine sorması ve üzerine düşünmesi gereken sorular.

“Gelecek bugünle başlıyor, bu nedenle geleceği düşünürken önce bugün nasıl yaşadığımıza, ne yaptığımıza bakmamız lazım.”

Yaklaşık 25 yıldır eğitim alanında öğretmen, okul yöneticisi, kurucu olarak çalışan, ulusal ve uluslararası anlamda öğrenmeye odaklanan biri olarak ekibimle yaptığımız tüm çalışmaları “çocukları nasıl bir gelecek, nasıl bir dünya bekliyor”sorusunu kendimize hatırlatarak ve onların yüksek yararını gözeterek yaptık. Neler yaptığımıza gelince de; 2013 yılında kurduğum YÖM | Yenilikçi Öğrenme Merkezi’ndeki öğrenme yoldaşı ekibimizle birlikte öğretmenler, okul yöneticileri, ebeveynler ve çocuklar için araştırma temelli eğitim programları geliştirme, uygulama, okullar için sürdürülebilir gelişim modelleri tasarlama ve sosyal sorumluluk projeleri alanında aktif çalışmalar yaptık. YÖM’ü, eğitimi gündemine alıp bu alanda programlar, atölyeler tasarlayan, üreten ve paylaşmayı seven bir mutfak olarak görüyoruz. Bu mutfaktaki ürünlerimizi kendi kurduğumuz bir okulda sergileme isteğimiz ise hep vardı, YÖM Okulları böylece doğmuş oldu.  Okul binası seçimimizden öğrenme ortamları tasarımlarımıza, hazırladığımız eğitim programlarından uyguladığımız atölyelere kadar kısacası okulumuzun her alanına öğrenmeye bakış açımızı, temel kabullerimizi yansıtıyoruz. YÖM Okulları’nın öğrenmeye bakış açısını ve temel kabullerini özetleyecek olursam;

YÖM Okulları, omurgasını sosyal-duygusal öğrenmenin oluşturduğu teknolojinin etkili bir araç olarak kullanıldığı bir yer. Bunun ilk adımını da mekan seçimimizle gerçekleştiriyoruz aslında. Hızla kalabalıklaşan ve kentlileşen ülkemizde çocukların büyüdüklerini anlayabilecekleri, ismiyle hitap edildiği, okuldaki herkesi tanıma imkanı bulduğu, çekirdek ailesinin dışına çıkarken her yıl çevresini biraz daha büyüttüğü, sayı olarak yaklaşık 200-250 öğrencinin olduğu küçük okulların olmasının çocukların sosyal duygusal gelişimleri açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz.

YÖM Okulları, çocukların akademik zeka (IQ) gelişimiyle birlikte sosyal duygusal zeka (EQ) gelişimini destekleyen bir öğrenme ekosistemi. 21.yy’ın fark yaratan bireyleri IQ ve EQ’yu dengeli şekilde kullanabilenler olacaktır. Bu yüzyılda öğrendikleriyle anlam yaratan, mana üreten nesillere ihtiyacımız var, sadece bilginin işçiliğini hamallığını yapacak bireylere ise ihtiyaç yok. “Çocuklar öğrendiklerinden kendi anlamlarını oluşturabiliyorlar mı,sahip oldukları bilgiye yeni bir şey ekleyebiliyor mu, başka bağlamlara aktarabiliyor mu, onun üzerine hayal kurabiliyor mu, bu bilgiyi yaşamında nerede kullanabileceğini düşünüp bunu uyguluyor mu?” soruları çocuklarla geçireceğimiz okul yolculuğu boyunca bize rehberlik edecek sorular.

“Uygulamaya geçirilen az bilgi, kullanılmayan çok bilgiden daha önemlidir”

Halil Gibran

YÖM Okulları, bir eğitim programı çerçevesi olan BOYEP | Beceri Odaklı YÖM Eğitim Programı’nı uygular. BOYEP,çocukların çok fazla bilgiye sahip olmasından öte bu bilgiye ulaşabilecek, bilgiyi üretebilecek temel anlayış ve becerileri kazanmasını sağlayan, odağına beceriyi alan bir program. Bu programı; ulusal ve uluslararası anlamda kabul görmüş, etkililiği olan yöntem ve yaklaşımlarla (STEM, TOD, PTÖ, Farklılaştırılmış Öğretim) MEB’in programı harmanlanarak merkezimiz tarafından hazırlandı. BOYEP, YÖM Okulları’nın yanı sıra akredite olan okullarda uygulanan bir çerçeve programdır.

YÖM Okulları büyümek, öğrenmek ve paylaşmak için bir yer. İnsan, doğduğu andan itibaren öğrenmeye programlanmış bir makinedir. Hayatta kalmak için öğrenmek zorundayız. Deneyimsel öğrenme dediğimiz hayatın kendi içerisinde ama sisteme baktığımızda çocukların düşmeden kalkmadan, hata yapmadan, iyi notlar alacak şekilde hayata hazırlanmaları isteniyor, tüm bunlar gerçekçi değil ki. Yetişkinler olarak şunu çok iyi biliyoruz ki hayat bize hep bildiğimiz yerden sormuyor, peki neden çocukları bunun tersi şekilde yönlendiriyoruz. Oysa;düşebileceği, kalkabileceği, takılabileceği, kızabileceği, başarısızlık yaşayabileceği, kaybedebileceği, ağlayabileceği, küsebileceği gibi gerçekçi ve sonu belli olmayan senaryolar yaşamaya ihtiyaçları var çocukların. Çocuk okulda başaramayabilir, kaybedebilir, kızgınlık yaşayabilir… Burada önemli olan düştüğü yerden kalkmasını öğrenmesi, destek ihtiyacı varsa nasıl destek isteyeceğini bilmesi, duygularını yönetebilmesi, başardığı her noktada da başarının hazzını ve gururunu yaşayabilmesi.

YÖM Okulları olarak eğitime bakış açımızı şekillendiren önemli bir kabulümüz de Milton Ericson’un “Her insan tam ve bütündür kimsenin tamir edilmeye ihtiyacı yoktur”anlayışıdır. Yetişkinlerin çocuklarla kurduğu ilişkilere baktığımızda çocuklar sürekli olarak bozuk, tamir edilmesi gerekenler olarak görülüyor. ‘Öyle yapma,böyle yap, şunu yapma, bunu yap’ şeklindeki direktiflerle çocuklar yönlendiriliyor, düzeltilmeye çalışılıyor. YÖM Okulları’ndaki tüm öğrenme yoldaşlarımızla birlikte her insana ihtiyacı olan fırsatı verilirse, uygun zemin oluşturulursa, destekleyici, işe yarar geribildirim verilirse herkesin tam ve bütün olduğu ilkesini savunuyoruz. Aynı havayı soluduğumuz okul iklimindeki çocuklara rehberlik ederek onlara yol arkadaşlığı yapıyoruz.

Okulun bütün paydaşlarıyla birlikte öğrenmesi ve gelişmesi gerektiğine, okulun herkes için yaşayan bir alan olduğuna inanıyorum. YÖM Okulları; çocuklar için bir öğrenme ortamı olmasının yanı sıra ebeveynlerin atölye, seminer gibi çalışmalara, sosyal etkinliklere katılabileceği, öğrenme yoldaşlarının mesleki gelişim yolculuklarının devam edeceği, kısacası tüm paydaşlarını kapsayan bir okul olarak önümüzdeki yıl itibariyle yolculuğuna başlıyor…

Previous ArticleNext Article

1 Comment

  1. Hayirli olsun, cok heyecan verici bir yolculuga basliyorsunuz! Basarilar diliyorum…
    Cey Alpauti