PISA Direktörü Andreas Schleicher Türk Eğitim Sistemi İçin “Öğrettikleriniz Artık Gereksiz” Dedi

Habertürk muhabiri Nalan Koçak’ın PISA Direktörü Andreas Schleicher ile yaptığı röportajın en can alıcı cümlesiydi belki de bu başlık.

HT Muhabiri Nalan Koçak’ın Skype üzerinden PISA Direktörü ile görüşmesi

Röportajdan bazı başlıklar:

PİSA NEDİR?

 

Ekonomik İşbirliği ve Kalkında Örgütü’nün (OECD) “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı.” Programın uygulandığı PİSA sınavı üç yılda bir yapılıyor ve dünyanın dört bir yanındaki 15 yaş grubundaki öğrencileri değerlendiriyor. Öğrencilere matematik, fen bilimleri ve okuma alanlarında sorular yöneltiliyor. Türkiye sınava 2003’ten beri katılıyor. Son sınav 2015’te yapıldı.

Başarılı eğitimin anahtarı ne?

Her çocuğun öğrenebileceğine güvenmek. Mesela bazı öğrenciler daha yetenekli görülüyor. Ama en iyi eğitim sistemleri, her öğrencisini başarıya götürenler. Bir diğer mesele de şu: Eğitimin genel başarısı asla öğretmenlerin başarısından fazla olamaz. Yani öğretmenler ne kadar iyiyse, sistem de o kadar iyi olur. Önemli olan en yetenekli kişileri öğretmen olmaya çekmek.

Öğretmenlik prestijli olmalı ne demek?

Üçüncü çok önemli nokta da en yetenekli öğretmenleri en zor koşuldaki okullara vermek. Çin bunu çok iyi başarıyor. Dezavantajlı kesimden geliyorsanız hayatınızda tek bir şans var: İyi eğitim almak. Eğitimde temel mesele, en muhtaç olanın en iyi eğitimi alması.

Türkiye’de eğitim sistemi çok sık değişiyor. Önemli olan sistemin kendisi mi? Yoksa üzerinde durulan değerler mi?

Öncelikle hangi bilgi ve değerleri aktaracağınıza dair net bir vizyonunuz olmalı. Dünya çok hızlı değişiyor. Artık önemli olan öğrencilere bir pusula geliştirmek. Belirsiz dünyada yönlerini kendileri bulabilmeliler. Artık akademide sadece bir alanda uzman olmak pek de mühim değil. Gelecekte yaratıcı öğretmenler sadece fizik, biyoloji anlatmayacak. Farklı disiplinleri harmanlayarak eğitim verecek.

Bilgiye erişmek artık çok kolay. Her şeyi arama motorlarına yazıyoruz. Bilgiyi süzebilmek ne kadar önemli?

10 sene önce okuyup yazmak, başkasının yazdığı bilgiyi bulup çıkarmaktan ibaretti. Ansiklopedi açıyordunuz ve yazılanın doğru olduğunu varsayıyordunuz. Şimdi internete bir şey yazıyorsunuz ve karşınıza 20 bin sonuç çıkıyor. Artık okuryazarlık bilgi bulup çıkarmak değil, bilgi inşa etmek. Türkiye’de matematikte çok fazla cebir, geometri, hesap öğretiyorsunuz. Ama matematik artık çok farklı şeyler için kullanılıyor; mesela olasılık, risk, kesinlik hesapları için. Geleceği şekillendirecek matematik, öğretilen matematikten çok farklı.

Eğitim sisteminin bu denli çok değiştiği başka bir örnek var mı?

Dünya değişiyor, tabii ki eğitim sisteminde de her zaman değişiklikler yapılabilir. Ama devamlılık ve tutarlılık çok önemli. Öğretmenlere her gün yeni bir şey anlatırsanız, bir gün hiçbir şeye inanmaz hale gelirler. Değişim stratejik ve tutarlı olmalı.

Son PISA sınavının sonuçlarına göre, Türkiye 72 ülke arasında 50’nci. Türk eğitiminin genel performansı nasıl?

Türk öğrencilerin verilen hangi görevlerde daha iyi hangilerinde kötü olduğuna baktığınızda bir şey dikkat çekiyor. Öğrendikleri bilgiyi yeniden üretme görevi -yani bir şeyi ezberlemek ve onu kâğıda dökmek görevi- verildiğinde çok iyi notlar alıyorlar. Fakat ellerindeki bilgiyi yaratıcı bir şekilde uygulamaları istendiğinde zorlanıyorlar. Çelişki şu: Türk öğrencilerin iyi oldukları alanlar artık dünyada daha önemsiz. Yani bana “Türkiye PISA skorlarında geriye düşüyor” dediğinizde tabloyu farklı okuyorum.

“Türk eğitim sistemi yeni dünya düzenine ayak uyduramıyor” mu demeliyiz?

Evet. Öğretmene ders kitabı verdirmek ve öğrencilerden kitabı ezberlemesini istemek artık işe yaramıyor. Matematikçi gibi düşünmelerini sağlamalısınız. Bir örnek vereyim: Fonksiyonlar sadece denklem ve formül demek değil. Mesela ebola hastalığı dünyada nasıl ve hangi hızla yayıldı? Bunu hesaplamak için üstel fonksiyona ihtiyacınız var. Sorunun nedenini ve doğasını anlamak formül ezberlemekten daha önemli.

Öğrenciyken ezberin ne kadar can sıkıcı olduğunu hatırlıyorum. Formüllerin gerçek hayatla ilgisi yoktu. Burada sır, daha pratiğe dayalı eğitim mi?

Konuştuğumuz şeylerin çoğunu sınıfta da yapabilirsiniz. Bir deneyin sonuçlarını öğreteceğinize, öğrencilere bir deney tasarlatabilirsiniz. Çocukların yaratıcı, risk alan bireyler olmasını istiyorsanız hata yapmalarını göze almalısınız. Altını çizmek istiyorum, geleceğin öğretmeni daha az eğitmen daha çok akıl hocası olacak.

Türkiye Son 5 PISA Sonuçları

Son PISA sonucuyla 2003’te ilk katıldığımız sınavın sonucunu karşılaştırdığımızda, bazı alanlarda 2003’ün bile gerisine düştüğümüz görülüyor. Yani Türk eğitimi kötüye mi gidiyor?

Bu doğru teşhis değil. Değişen dünyada yeni yetenek çeşitlerine ihtiyacınız var. Ve Türk sistemi buna uyum sağlayamadı. Sisteminiz nasılsa öyle devam ediyor ama dünya dönüyor. Haliyle göreceli olarak değerlendirdiğimizde Türkiye’nin performansı düşüyor.

2015 sonuçlarına göre Türk öğrenciler bilim ve matematikte OECD ülkeleri içinde sondan ikinci. Bu başarısızlığın nedeni ne?

Şu soruları sormamak: “Bilimsel araştırma nedir, bilim insanı ne gibi soruları yanıtlayabilir, nasıl bir hipotez geliştiririm, onu nasıl test ederim?” Mesela biyoloji, fizikte içerik bilgisi sorduğumuzda Türk öğrenciler gayet iyi. Ama internetten de bulabileceğiniz bu bilgilere sahip olmanın anlamı ne ki?

Bir de çok yaygın bir matematik korkusu var…

Evet Türkiye’deki pek çok öğrenci yaşıyor. Korku hissediyorsanız beyniniz bilgiyi kabul etmiyor. Tek yol matematiğin derin anlamını öğretmek. Her gün yeni bir formül ezberlemek zorunda kalırsanız tabii ki matematiğin gerçekte ne olduğunu anlamazsınız. Türkiye’de matematik zor değil. Korkunun nedeni öğrencilerin temelinin olmaması.

Eğitim konusunda Türk hükümetine ne önerirsiniz?

Öğretmenlere daha fazla fırsat verin, meslektaşlarını gözlemlesinler, birlikte çalışsınlar. En iyi skorları alan Şanghay’da, öğretmenler Türkiye’deki meslektaşlarına kıyasla daha az öğretiyorlar. Zamanlarının çoğunda yeni eğitim teknikleri geliştiriyorlar. İyi öğretmenler araştırmacıdır, sadece ders kitabında ne yazıyorsa onu öğretmezler. Hükümet öğretmenliği hem finansal hem entelektüel açıdan çekici kılmalı.

Öğrencilere ve ebeveynlere önerileriniz neler?

Ebevenyler çocuklarına özgüven aşılamalı, öğretmenleri desteklemeliler. Öğrencilere gelince… Hata yapmaktan, yeni fikirlerden korkmamalılar. Sınavlara daha az, hayata daha çok kafa yorun.

Eğitimin geleceğinde ne var? Kod eğitimi mi?

Bence eğitimin geleceği toplumsal değerlerde. Nasıl aynı anda kendimizi düşünüp diğerleriyle birlikte var olabileceğiz? Açık olmak, farklı kültürlere saygı duymak, cesaret, merak…

Yeni liseye geçiş sisteminde öğrencilerin neredeyse % 90’ı mahallelerindeki okullara gidecek. Okullar arasında eğitim kalitesi farkı var, bu eşitsizlik yaratır mı?

Aslında mahalle okulu sistemi prensipte çok iyi işleyebilir. Ama böyle bir sistem getiriyorsanız, en iyi öğretmenler için dezavantajlı okulları cazip kılma konusundaki çabanızı ikiye katlamanız gerek. Bu olmazsa eşitsizliği artırırsınız. Çünkü düşük gelirli öğrenciler, mahallelerindeki okullara sıkışır kalır.

İyi mahallelerdeki okullara erişim için eğitim göçünün yaşanmasından korkuluyor.

Bunun en kötü örneği ABD. Okulların eğitim kalitesi mahalleler arasında çok değişiyor. Şanghay’da, Japonya’da çocuğunuzu hangi okula gönderdiğinizin hiçbir önemi yok. Hükümetin taşıması gereken yük ebeveynlerin omzuna binmemeli. Eğer kaliteli okulu bulma görevini anne-babalara yüklerseniz; a) hep zengin ebeveynler daha iyi karar vereceklerdir çünkü daha fazla bilgi ve paraya sahipler, b) bazı aileler kolayca taşınamayabilir. Bunun tek çözümü bütün okulların iyi eğitim vermesini sağlamak ve bu gerçekten mümkün.

Bu sistemde en iyi örnek hangi ülke?

Finlandiya’da okullar arasındaki eğitim kalitesi en fazla % 5 oranında değişiyor. Vietnam, Güney Asya keza öyle.

Yeni sistemde öğrencilerin % 8’i 600 “nitelikli” okul için yarışacak. Adil mi?

Eğer en iyi öğrencilerin en iyi eğitime ulaşmasını istiyorsanız, sınav argümanını ileri sürebilirsiniz. Ama doğru cevap belli: Her okul nitelikli olmalı.

Peki 90 dakikada, 3 yılın müfredatını kapsayan 60 soru doğru yöntem mi?

“Seçmek” eğitimde hiçbir zaman iyi bir yöntem değil. Odak noktası her zaman gelişme olmalı. Öğrenciler nasıl daha iyi öğrenir, öğretmenler nasıl daha iyi öğretir, okullar nasıl daha iyi olur?

Açık uçlu soruların avantaj ve dezavantajları ne?

Açık uçlu sorular çok önemli çünkü çocuklar, başkasının dizayn ettiği cevaplardan birini işaretlemek yerine kendi cevaplarını yaratıyorlar. Ama böyle bir sistemi objektif şekilde uygulayacaksanız öğretmenlere yatırım yapmanız gerek. Çok net bir notlama yönergeniz olmalı, kriterler çok açık belirlenmeli. Ama bu da yeterli değil; kâğıtları okuyacak öğretmenler çok iyi eğitilmeli. Ayrıca birden fazla kişi bir kâğıdı notlamalı. PISA’da mesela 4 kişi ayrı notluyor.

İmam hatip liselerinin çok arttığını, yeni sistemin dezavantajlı öğrencileri bu okullara zorlayacağını iddia edenler var. Bu eğitim performansını nasıl etkiler?

Bazı ülkelerde dini liseler hayli fazla, mesela Hollanda. Doğru müfredatın uygulanması çok önemli. Düzeni sağlayan devlet olmalı. Hollanda’da Katolik ya da Müslüman okuluna giderseniz aynı şeyleri öğrenirsiniz.

Kaynak: Habertürk

Orjinal haber metni için tıklayınız.

İnteraktif Sunumların Yeni Vazgeçilmez Aracı: mentimeter.com

 

Herhangi bir ortamda herhangi bir sebeple sunum yapma ihtiyacınız ortaya çıkmış olsun. Bu gibi durumlarda sizi en çok endişelendiren konu şu olsa gerek “acaba sunumu beğenecekler mi?”. Aslında sunumu beğendirmekten de ziyade anlatım yaptığınız kişilerin sizleri heyecanla dinlemesini ve size eşlik etmesini istersiniz. İşte böyle bir durumda artık Mentimeter var.

Mentimeter 8 milyondan fazla kişinin kullandığı kolay kullanım arayüzü olan bir sunum oluşturma platformu. Mentimeter’i kullanarak eğlenceli ve interaktif sunumlar hazırlamanız artık mümkün. Sunumunuzun istediğiniz bir yerinde karşınızda sizi dinleyen insanların fikirlerini alıp anında ekrana yansıtabilmek için Mentimeter’in çok eğlenceli araçları var. Hızlı bir oylama, pratik bir anket yaparak sonuçlarını grafiksel olarak gösterme olanağı sunuyor.

Eğitimlerde, workshoplarda, toplantılarda, koferans veya meetup etkinliklerinde işinizi kolaylaştıracak, size pratik bir yöntemle veri toplama imkanı vererek sunum yaptığınız kişilerle sürekli diyolag halinde olmanızı sağlayacak bir platform Mentimeter.

 

Tamamen ücretsiz kullanabilir, interaktif sunumunuza sınırsız katılım sağlayabilirsiniz. SSL ile korunan sistem tamamiyle web tabanlı bir uygulama, bu sebeple platform bağımsız. Tablet, akıllı telefon veya bilgisayarla istediğiniz gibi kullanabilir, katılımcılarınıza kullandırabilirsiniz.

Mentimeter’in katılımcılara sunabileceğiniz interaktif arayüzlerden bazıları çoktan seçmeli sorular, imaj seçme ile oylama, Kelime Bulutu, Quiz, Açık Uçlu Sorular.

Mentimeter’in Powerpoint eklentisi sayesinde aynı özellikleri Powerpoint sunumları içerisine dahil edebileceğinizi ve sonuçları Excel ile analiz edebileceğinizi de söylemeden geçemeyeceğiz.

 

Alanını Belirle, Oyuna Başla! AR Teknolojisi İle Eğlenceli Eğitim:WaypointEDU

Öğretmenlerin açık alanda öğrencilerle etkinlik yapması için çeşitli hazırlıklara ihtiyacı vardır hep. Alanda öğrenciyi kontrol etmek te cabası. Özellikle okul bahçesi veya okula yakın bir parkta hem temiz hava hem ders yapalım dediğinizde öğrencilerin dağılmaması ve hedeflediğiniz işlemleri yaptırmanız için baya bir çaba sarfetmeniz gerekmekte. Hele bir de ellerinde tablet/cep telefonu varsa kendi başına bir ağacın altında oyun oynuyoken bulabilirsiniz bazılarını. İşte bu noktada sizlere yardımcı olacak bir uygula karşımıza çıkıyor artık. Way Point EDU.

Way Point EDU, belirlediğiniz bir alanda öğrencilerinizde mobil cihaz üzerinden oyun veya soru cevaplı test yapmanıza imkan sağlıyor. Bir nevi modern saklanbaç gibi. Uygulamada bulunduğunuz bölgeye harita üzerinden bir alan çiziyorsunuz. Bu alanın belirli bölgelerine noktalar belirleyip buralara sorular yerleştiriyorsunuz. Bu alanda öğrencileriniz ellerinde mobil cihazları ile kameralarını açarak tarama yapıyorlar, sağa sola koşturmaları ve bu noktaları bulmaları lazım. Tabi kamera açmalarının en önemli sebebi ve uygulamanın AR teknolojisini kullandığı nokta da şu. Örneğin bir tarihi objeyi o noktaya 3D görsel olarak yerleştiriyor ve altına “bu yapının inşa tarihi nedir?” sorusu yerleştiriyorsunuz. Kameradan 3D objeyi gören soruyu cevaplamak için ona doğru koşuyor, sağından solundan inceliyor ve soruya cevap vermeye çalışıyor. Böylelikle hem öğrenciler sizin istediğiniz ve haritada belirlediğiniz alan içerisinde kalıyor hem de çok eğlenceli bir öğrenme gerçekleştiriyor.

Uygulamayı Apple Store’da bulabilirsiniz.

İyi eğlenceler…

WaypointEDU
WaypointEDU

Mükemmel Paralel Park Etmenin Matematiği

Mükemmel Paralel Park Etmenin Matematiksel Formülü

Eğer büyük bir şehirde ikamet ediyorsanız bu hikaye sizin de tanıdık gelecektir. Trafik çok kötü! Her daim işe yetişmek için koşturmak durumundayım ve tabii ki tüm otoparklar dolu. Hal böyle olunca sokak aralarında yer arama başlıyoruz. Büyük ihtimal oralarda da pek yer olmuyor ama şansımıza o an yerini terk eden bir araca denk geldiğimiz oluyor zaman zaman. Bu sefer bir diğer problem ortaya çıkıyor, iki aracın arasına park etmek! Eğer bu konuda çok fazla tecrübeniz yoksa o park etmenin stresi daha çalışmaya başlamadan sizi yoruyor.

Üzülmeyin! Geometri dersinde gördüğümüz onca formül ve çözdüğümüz onca soru artık bir işe yarayacak. Geometri paralel parketme konusunda bizi ışık tutacak. Nasıl mı? İşte formülü.

Bu hesaplama için bir kaç değere ihtiyacımız var:

1. Aracın dönüş yarı çapı, buna r diyelim.
2. Ön ve arka teker arası mesafe ki bu l olsun.
3. Ön tamponla ön teker arası mesafe, buna da k diyelim.
4. Arkasına park etmeye çalıştığınız arabanın genişliği, bu da w olsun.

Bu değerlerin tam olarak nereler olduğunu anlayabilmek için aşağıdaki resmi de inceleyebilirsiniz.

paralel-park-1

Şimdi bu değerleri kabiliyetli bir formül içerisinde kullanalım (illüzyona bakın şimdi) ve bu noktadan sonra artık siz de mükemmel park etmeyi öğrenmiş olun.

Mükemmel paralel park etme formülü Londra Üniversitesi matematik profesörlerinden Simon Blackburn’ün çalışması. Stanford’dan başka bir matematikçi olan profesör Keith Devlin “bu formül gerçek anlamda basit matematik kullanılarak zekice hazırlanmış bir çalışma” diyor.

Devlin’in dediğine göre bir çok karmaşık parçası eski dost Pisagor teoreminin bir parçası. a kare artı b kare eşittir c kareye; bunu geometri derslerinden hatırlayamayanız yoktur şüphesiz.

“Bu formül tam olarak ne kadar ekstra boşluğa ihtiyacınız olduğunu söylemekle kalmıyor, sadece aracınızın uzunluğuna bağımlı olmadan basit park etmenin aşamalarını da anlatıyor. Geri geri giriş yap, tekerleri düzelt ve motoru kapat.” şeklinde açıklıyor Devlin.

Blackburn formülü, Pisagor’un sevilen dik açılı üçgenlerini oluşturmak için çemberin merkezini kullanır, daha sonra tam bir daire içine aracınızın dönüm yeteneğinin kavis çizimini yapar.

Bu konudaki bir çok çalışma size kolay park etmek için sadece yeterli boşluğun olması gerektiğini anlatır lakin o alana nasıl park edeceğinizi anlatmaz. Bu da çoğu insanın öncelikle “acaba yeterli alan varmı ki?” düşüncesiyle denemeler yapmasının yolunu açar ki bu işi daha da zorlaştıran bir girişimdir aslında. Devlin, tüm bu tahmin girişimlerinin arkasında işin başında matematiğin olduğunun görüleceğini söylüyor. “Matematik size insanların bir işin detaylarını anlaman için yaptığı pratiklerini ve uzmanlık girişimlerini anlamak için basit bir yol gösterir” diyor.

“Aslında, biz bir şeyin pratiğini yapmaya başladığımızda ki bu şey atletik/sportif bir şey olabilir veya otomobil olabilir fark etmez, o an için mükemmel matematikçiler olabiliyoruz ve onu organize etmek için mükemmeli arıyoruz” diyen Devlin “Fakat genellikle buna matematik olarak adlandırmayız ve tabii ki birisi arabasını mükemmel park ediyor diye matematik testinden geçer not aldın demeyiz.”

paralel-park-2

Simon Blackburn’ün makalesinin orjinali görmek için tıklayınız.

MIT’nin Planı Ne? – 2

Önceki yazımızda MIT’nin bir plan içerisinde olduğunu ve bu plana Scratch ile başladığını anlatmıştık. Bu yazımızda ise MIT’nin amacını sizlerle paylacağım.

MIT, Scratch ile birlikte block-based dediği yöntemle yazılım dünyasına yeni bir kavram getirmiş oldu aslında. Bu kavram sayesinde kod ezberlemek zorunda kalmadan da programlama yapılabildiğini gösterdi tüm yazılım dünyasına. Teknolojinin her geçen saniye kendini biraz daha geliştirdiği, elimizde bulunan tüm teknolojik imkanların daha iyisinin sürekli meydana çıktığı şu zamanda yazılım dünyası temelden hiç sarsılmadı aslında bu zamana kadar. Tamam frameworkler türedi artık eskisi kadar çok satır yazmıyoruz belki veya bazı şeyleri biz üretmek zorunda kalmadan hazır düşünülmüş ve üretilmişleri kullanarak çok pratik uygulama geliştirebiliyoruz da aslında, tabi eskiye göre. Peki yeni nesil yazılımcı olacağı zaman şimdi bizim kolaylık olarak gördüklerimizi “çok uzun bu işlemler yahu” diyerek karşılamayacak mı peki? Tabiki karşılayacak, çünkü hiç biri Kobol’da, Pascal’da veya Basic’de kodlama yapmamış olacak, hepsi OOP zamanı çocukları. (OOP, Object Orient Programming-Nesne Yönelimli Programlama)

Sözü fazla uzattım toparlıyorum.

Eskiye göre aslında teknolojinin getirdiği herşey daha kompleks olurken aynı zamanda daha çok kullanıcı dostu da oluyor. Yazılım geliştirmede de böyle temelden bir değişiklikten bahsetmeye çalışıyorum aslında. Block-Based yazılım geliştirme de tam bu noktada hayatımıza giriyor işte. “Scratch ile ne yazabiliriz ki?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim.

MIT App Inventor

mit-app-inventor-1

İşte tam da bundan bahsediyorum. Scratch ile yetiştirdiğimiz nesil gelecekte aynı yöntemle artık yazılım da geliştirecek. Bunun ilk platform denemesini gene MIT App Inventor ile yaptı ve artık online bir platformdan hem de Android uygulaması geliştirme şansınız var. Tamamiyle Scratch gibi block-based mimariyle bu yazılımı üretebiliyorsunuz.

MIT App Inventor’un kendi sitesinde de anlattığı gibi yazılım konusunda çok acemi birisinin bile yapabileceği kolaylıkla bir Android uygulaması geliştirme şansınız var artık. MIT bu çalışma için gene kendi bünyesinde bulunan Yapay Zeka Laboratuvarlarından da (CSAIL) destek almış. Prof. Hal Abelson ve Google Education’dan bir ekibin de çalıştığı bu projeyle App Inventor ortaya çıkmış. Verilen bilgilere göre şuana kadar 4,7 milyon Android uygulaması bu platformdan geliştirilmiş. Tabi büyük ihtimal bu sayının içerisinde ilk denemesini yapanlar, proje açıp-kapayanlar da sayılıyordur lakin, bunun için bile büyük bir rakam. Bu yazımızı ben yazıyorken, siz de okuyorken bu sayı git gide çoğalıyordur çünkü verdikleri başka bir rakamda bu online platform haftada ortalama 85 bin kişi tarafından kullanılıyor.

mit-app-inventor-3

MIT bu uygulamayı tanıtmak ve yaygınlaştırmak için bir çok etkinlik te yapıyor lakin çoğu ABD sınırlarında olan bu etkinliklere ne yazıkki mesafe bizim ülkemizden katılım şansımızı zora sokuyor.

MIT App Inventor’u kullanmak için Google Mail hesabınız olması yeterli. Buna bağlı olarak login oluyorsunuz ve platform karşınıza çıkıyor. Sonrası yukarıda da anlattığımız gibi Scratch’a çok benziyor. Tek farklı bir de mobil arayüz dahil etmişler ve istediğiniz gibi tasarlamanıza imkan sağlamışlar.

Geliştirdiğiniz uygulamaları sanal emulator yardımı ile test etme şansınız var. “Ben kendi cihazımda test etmek istiyorum” derseniz da ona da çözümleri var tabiiki. Üretilen QRCode’u okutup uygulamayı cihazınızda açabiliyorsunuz. Hatta telefonu kablo yardımı ile bilgisayarınıza bağlayıp ta atabilirsiniz, bu da mümkün.

mit-app-inventor-2

Bu konuya meraklı türk yazılımcılardan bazıları da kendi bloglarında bazit uygulama tarifleri vermişler, internette ufak bir araştırmayla hepsine ulaşabilirsiniz.

Peki MIT’nin Planı Ne?

Planı aslında gözler önüne sermiş olduk. MIT bu çalışmalarıyla yazılım dünyasına yeni bir soluk getiriyorken bu soluğu da kendisinin yönetmesi konusunda gayet başarılı adımlar atıyor. Böyle bir yöntemin öğrenilmesi için Scratch derslerinin önemi artık daha net ortaya çıkmış oluyor. Eğitim müfredatını bile şuan kendisi veriyor aslında enstitü ve farklı düşüncelere çok ta şans bırakmıyor bu çalışmalarıyla.

Yeni nesil gençlerin artık daha tez canlı olduğunu görüyoruz tüm eğitimciler olarak. Bizim üniversite yıllarımızda 2-3 ders blok yaparak işlediğimiz derslerin yerini pratik 10-20 dakikalık dersler alacak gibi görünüyor. Bunun özellikle yazılım eğitiminde olacağını düşünürsek bir an önce bu duruma ayak uydurmak zorunda olduğumuzu da görüyoruzdur herhalde.

Son olarak şunu da söyleyeyim, tekrar olsun hatta, Scratch’ın analitik düşünme yeteneğini desteklediğini ve ilkokul-ortaokul seviyesindeki tüm çocuklara bu eğitimin verilmesi gerektiğini bir önceki yazımızda yazmıştık. Bu eğitim artık her gencin ileride kendi uygulamasını hızlıca geliştirip kullanmasına da sebep olacak belki de. Bu sebepten en kısa sürede eğitim müfredatımıza böyle bir dersi dahil etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

MIT’nin Planı Ne? – 1

Tabi siz bu başlığı görünce milli istiharat teşkilatımızdan bahsedeceğimi de zannetmiş olabilirsiniz. Böyle bir yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için hemen MIT’nin (em-ay-ti) Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (Massachusetts Institute of Technology) olduğunu belirtmekte yarar görüyorum.

Teknolojik gelişimlere ön ayak olması ile adından sıkça söz ettiren MIT, teknolojinin eğitimi konusunda da bir çok girişimlerde bulunmaktadır. MIT’nin son zamanlardaki en popüler uygulamalarından biri olan Scratch da bu çalışmaların bir ürünü olarak ortaya çıkmaktadır.

Scratch

Kendi sitesindeki anlatımı ile Scratch, kendi interaktif hikayelerinizi, oyunlarınızı ve animasyonlarınızı programlayabileceğiniz ve bu ürettiklerinizi de online olarak paylaşabileceğiniz bir topluluk platformu. Öğrencilerimizin erken yaşta üretici fikirlere sahip olabilmesini ve sistematik düşünme becerilerini geliştirmeyi hedefleyen ve tüm çalışmalarını bu doğrultuda yapan Scratch, 21.yüzyılı yakalayan bir genç nesip yetiştirmek isteyen her eğitimciye yardımcı olmak için üretilmiştir.

mit-scratch-1

Scratch öğrencilere, eğitimcilere ve ailelere hitap eden dallarıyla kendisini geliştirmektedir. Öğrencilere verdiği hizmetlerin yanı sıra eğitimciler için ScratchED isminde çalışmalarını devam ettiren online topluluk ile bu konuda çalışmak isteyenlere destek vermekte ve eğitimcilerin birbirleri ile iletişim kurabilmeleri için ön ayak olmaktadır.

Anne-Babalar için Scratch kendi sitesinde bazı yol gösterici çalışmalar yapmış ve sunmuştur. Bunlarla hangi yaşta çocukların bu uygulamayla ilgilenebileceklerinden ne tür aşamalarla çocuklarını Scratch çalışmalarına dahil edebileceklerini anlatan GuideBooklar ile tüm sorulara gerekli cevapları vermeyi hedeflemiştir.

mit-scratch-3

Aşağıdaki videoda Scratch çalışmalarını aktif olarak eğitim hayatında kullanmış bir eğitimcinin TED konferansındaki konuşmasını görmekteyiz. Seyretmenizi tavsiye ederim.

Çoğunlukla 8-16 yaş arasına hitap ettiğini söyleyen Scratch ile öğrencilerinizi kodlara boğmadan sürükle-bırak yöntemi ile programlama yaptırabilirsiniz. Aynı zamanda programlamanın temel mantığını bu yöntemle çok erken yaşlarda öğrencilerinize anlatma şansınız var. Bu çalışma yukarıda da bahsettiğim gibi çocukların analitik düşünme kabiliyetlerini geliştirecek bir çalışma olmasından dolayı ileride yazılım geliştirme uzmanı olmayacak çocuklarınıza için de önemli ölçüde katkı sağlayacak bir çalışma olacaktır.

mit-scratch-2

scratch.mit.edu sitesindan uygulamayı indirebilir, bu güne kadar yapılmış binlerce uygulamaya erişebilirsiniz.

scratch.eba.gov.tr sitesine girerek EBA’nın Scratch eğitimi için hazırlanan Türkçe içeriklere ulaşma sansınız var.

mit-scratch-eba

Scratch’ı özellikle sayısal kabiliyetlerinin daha önde olduğunu gördüğümüz çocuklarımızın derslerinde kullanmayı hatta Scratch isimli bir ders müfredatı geliştirmeyi acilen düşünmeliyiz, bu şahsi fikrim. Lakin bizim öğrencilerimizin kabiliyetlerinin lise seviyesinde yavaş yavaş ayrıştırıldığını düşününce aslında kendi söylemimizle çelişmiş te oluyoruz. Çünkü Scratch’ın tavsiye ettiği yaş sınırı olan 8-16’dan sonra biz öğrencilerimizi sayısal ve sözel becerilerinden dolayı ayrıştırmaya gidiyoruz ki, sanırım geç kalıyoruz. Bu ise tamamen başka bir makale konusu.

“MIT’nin Planı Ne? – 2” başlıklı makalemde ise MIT’nin Scratch ile gerçek planını sizlerle paylaşmayı düşünüyorum. Çok yakında görüşmek üzere…

Dershaneler kapanıyor. Ya sonra?

1 Eylül 2015 tarihinden itibaren dershane kavramı Türkiye’de tarihin tozlu sayfalarında yerini alacağa benziyor. Peki bugüne kadar okullar için en ciddi yardımcı kurum dershanelerin yerini neler alacak? Dershanelerle birlikte zaman içerisinde kendisini gösteren farklı etüt merkezi adı altında destek kurumları da ortaya çıktı. Ayrıca yıllardır devam eden özel öğretmenden özel ders uygulamaları ise hala devam etmektedir.

Eskiden olsa hepimiz özel öğretmen dendiğinde zengin kişilerin alabileceği bir hizmet olarak görürdük. Zamanla bu işin daha geniş kitlelere hitap eden bir çerçeveye oturduğunu görüyoruz.

Lakin bu noktada şöyle bir sıkıntı var. En ideal öğretmeni bulmak. İdeal kelimesinin içerisinde öğretmenin uzman olmasından eve yakın bir bölgede oturmasına kadar bir çok kriter bulunmaktadır. Bugüne kadar böyle bir öğretmene ya çocuğun hali hazırda okulunda dersine giren öğretmen ile veya komşunun, akrabanın tavsiyesi ise bulup ulaşabiliyorduk. Teknolojinin gelişimi hemen hemen her mesleği ve yöntemi etkilemektedir ki bir etkisi de bu konuda ortaya çıkmaktadır. Artık bir özel öğretmene ulaşmak için kulaktan kulağa gelen bilgilerle yetinmek zorunda değiliz. Bu konuda öğretmene çok rahat ulaşabileceğimiz online platformlar kurulmaktadır.

vizyon-ders-1

Bu tür platformlardan en popülerlerinden birisi ise Vizyon Ders. www.vizyonders.com adresinde hizmet vermekte olan oluşum, aradığınız öğretmeni lokasyon ve branş bazlı aramanıza imkan sağlamakta aynı zamanda bu öğretmene ulaşmak için tüm iletişim bilgilerini sizinle paylaşmaktadır.

vizyon-ders-2

Sistem öğrenciye şöyle bir hizmet sunmaktadır. Eğer öğrenci bir dersten özel ders alıp almama konusunda şüpheli ise, sistem içerisinde bulunan testlerle kendini test edip o konu ile ilgili bir özel derse ihtiyaç durumunu analiz etme şansı var. Site öğrenciye eğer ihtiyaç varsa özel ders alması konusunda tavsiyede bulunmaktadır.

Kuruculuğunu bir öğretmenin üstlendiği Vizyon Ders, 2012 yılından beri hizmet vermektedir.

Siteye ulaşmak için tıklayınız.

Kağıt ve Kalemden Vazgeçemeyenlere: Moleskine Smart Notebook

Bir içerik geliştiriyorken, bu süreçte herhangi bir analog ve dijital ortam kısıtlamasına maruz kalmadan tüm imkanları kullanmak ister misiniz? Moleskine Smart Notebook ve ortağı olan uygulama tam da bu noktada size yardımcı olmak için ortaya çıkıyor. Adobe’un yeni bulut uygulaması Creative Cloud bağlantılı olan bu ikili sizi tekrar kalem kağıtla buluşturuyor ve tüm çizimlerinizi dijital ortama sizin için aktarıyor. Evet yanlış okumadınız, siz deftere çiziyorsunuz, (bir uygulama ile) o sizin için vektörel bir çizime dönüştüyor.

Moleskine_notebook_1

Bu özel defteri kullanmanın aşamaları şu şekilde sıralanıyor. Öncelikle deftere çiziminizi yapıyorsunuz. Adobe Creative SDK ile üretilmiş bu defterdeki çizimleri okuyabilme özelliği olan uygulama ile çiziminizi taratıyorsunuz. Bu özel işaretleme yeteneği olan sayfadaki resmi svg dosyasına dönüştürmeden önce jpeg olarak kaydediyor. Uygulama Cretive Cloud’a, sahip olduğunuz hesap bilgileri ile resminizi yüklüyor ve Adobe Photoshop CC veya Adobe Illustrator CC’ye aktarıyor. Bu aşamadan sonra çizimlerinizi vektörele dönüştürmek kalıyor. Çizimleriniz üzerinde rahatlıkla çalışma fırsatı buluyorsunuz.

Moleskine_App_1

Ayrıca çizimlerinizi bir çok grafiker ile paylaşma ve onların kaliteli fikirlerini alma fırsatı buluyorsunuz. Bu defter işyerinizden uzakta olduğunuz zamanlarda da çalışmanıza fırsat sunarak işinize daha rahat odaklanmanızı sağlıyor.

Defterle beraber çalışmak için üretilmiş olan mobil uygulamayı App Store’dan ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz. Şimdilik sadece App Store’da olan bu uygulamanın yakında diğer uygulama mağazalarında da yerini alması bekleniyor.

Ürün şimdilik ön sipariş topluyor ve yakın zamanda doğrudan satışa çıkacak.

Detaylı bilgiyi buraya tıklayarak kendi sayfasından öğrenebilirsiniz.

 

Sunum Yapmak Hiç Bu Kadar Kolay Olmamıştı: MYO Armband

Bugüne kadar herhangi bir konuda bilgisayar yardımıyla sunum yaparken bir çok nesneden faydalandık. Hatta bilgisayardan önce tepegöz cihazları ve sunum makinalarını bu iş için kullandık. Bilgisayarlar bu konuda bize çığır açtıran cihazlar oldular. Üzerlerine kurduğumuz yazılımlarla çok pratik yöntemlerle sunumlar hazırladık, hazırlamaya devam ediyoruz. Bu sunum dosyalarını göstermek için de projeksiyon cihazları ve flat ekranlar kullanıyoruz artık. Hatta sunum esnasında elimiz sürekli bilgisayarda olmasın diye önce bilgisayar mouselarını elimize aldık, sonra uzaktan kumandalı sunum cihazları ile teknolojimize teknoloji kattık.

Bu kadar hikayeyi neden anlatıyorum diye merak ediyorsunuz, biliyorum. Şimdi bahsedeceğim cihaz sizi bu uzaktan kumandalı sunum cihazlarından (presenter) da kurtaracak bir keşif. MYO Gesture Control Armband. Kol hareketleri ile kontrol etme aparatı. Bu aparat sayesinde artık herhangi bir düğmeye basmaya veya biryerlere tıklamak zorunda dahi kalmayacaksınız. Sayfa çevirir gibi elinizi hareket ettirdiğinizde, sunum sayfanız değişecek. Bir parmak şıklatmasıyla bir anda müzik çalmaya başlayacak. Elinizi açıp “dur bakalım” hareketi yaptığınızda ise duracak.

myo-1

Peki bu aparat nasıl çalışıyor diyecek olursanız kısaca açıklayalım. Resimde de görüldüğü üzere kol bandı olarak takılan bu cihaz, kolunuzun yukarı-aşağı ve sağ-sol hareketlerinizi tespit edip anında bilgisayarınıza aktarıyor ve ilgili programdaki karşılık gelen komutu anlayan bilgisayar sizin için ya sunumlarda geçişler yapıyor veya bir bilgisayar oyununda yukarı zıplamanızı aşağı eğilmenizi, sağa sola dönmenizi sağlıyor. Bunlar kolunuzu tamamen haraket ettirdiğinizde anlaşılan komutlar.

myo-3

Bir de elini açıp-kapama veya diğer el-parmak hareketlerini anlamayla ilgili bir yeteneği var. O da kolunuzun kas hareketleri sayesinde oluyor. Elimizi açtığımızda veya kapadığımızda veya parmak şıklattığımızda kol kaslarımız çeşitli şekiller alır. İşte MYO bu aşamada sizin için bu hareketleri anlamlandırıp bilgisayara komut olarak gönderiyor ve istediğiniz oldu bile.

myo-2

Ses açıp kapama, video oynatma, uzaktan kumandalı bir araçı hareket ettirme gibi bir çok marifetli haraketi elinizde bir uzaktan kumanda cihazı olmadan yapabiliyorsunuz.

Aşağıda bahsi geçen örnekleri görebileceğiniz bir de video var. Bu video ile aparatın becerilerini daha detaylı görebilirsiniz.

Şimdilik ön sipariş kabul eden firma yıl sonundan sonra gönderimlere başlayacağını internet sitesi üzerinden duyurmuş. Tam bir tarih vermeseler bir ön sipariş almaları artık bu cihazı geliştirip konsept durumundan çıkardıkları anlamına geliyor ki bu da teknolojik gelişmelerin bir adım daha ileri gittiğinin habercisi.

Ürün sitesini ziyaret etmek için tıklayınız.