Eğitim Teknolojilerinin Yıldızları ETZ’18 de Buluşuyor

Eğitim Teknolojileri Zirvesi 5.yaşını yılında eğitim teknolojilerinin yıldızlarını buluşturduğu bir zirve ile tekrar karşımızda. 3 Mart 2018 cumartesi günü Şişli Radisson BLUE Hotel’de gerçekleştirilecek olan zirveye eğitim teknolojileri konusunda bir çok uzman konuşmacı katılacak. Harmanlanmış öğrenme, siber güvenlik, oyun tabanlı öğrenme, geleceğin teknolojilerine bakış, giyilebilen teknolojiler gibi daha bir çok konunun ele alınacağı zirveye Işıl BOY ERGÜL ve ekibi ev sahipliği yapacak.

“Bu zirvenin hedefi, katılımcıları yeni eğitim yaklaşımları ve teknolojik yeniliklerden haberdar ederek onların bu alanlarda çeşitli uygulamalar deneyimlemelerini sağlamaktır.” diyen ETZ Koordinatörü Işıl BOY ERGÜL, “ilk duyan siz olun”, “geleceğe yön verin” ve “yeni bağlantılar kurun” temalarının bu zirveye katılmak için en önemli sebepler olduğunu vurguladı.

Zirve eğitimin bugününü ve geleceğini takip eden tüm eğitim kurumlarını, iş dünyasının çeşitli kesimlerini, medyayı ve öğrencileri bir araya getiriyor.

Zirve açılışında ziyaretçilerinizi “Light Balance” ekibinin süpriz görsel şöleni bekliyor.

 

II. Okul Öncesi Eğitim Zirvesine Büyük İlgi

CÜCELOĞLU: “ÇOCUĞUN GELİŞEBİLMESİ İÇİN ÖNCE ÖĞRETMENLERİN GELİŞMESİ GEREKİYOR.”

Gelecek Eğitimde Derneği tarafından düzenlenen II. Okul Öncesi Eğitim Zirvesi’ne katılan konusunda uzman konuşmacılar verdikleri bilgilerle zirveye katılanlara unutulmaz bir deneyim yaşattılar.

Bahçeşehir Koleji’nin ana sponsorluğunda ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla Geleceğe Hazır Çocuklar teması altında yapılan zirveye bu yıl Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Temel Eğitim Genel Müdürü Dr. Cem Gençoğlu, Doğan Cüceloğlu, Prof.Dr. Artin Göncü, Prof. Dr. Belma Tuğrul, Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Prof. Dr. Sinan Canan, eğitimci Kayhan Karlı, eğitimci Raife Cebeci, Yrd. Doç. Dr. Özgül Polat, Dr. Yasemin Allsop, dil bilimci ve masal anlatıcısı Ayşegül Dede, yazar Hayati İnanç, Bahçeşehir Koleji Genel Müdürü Özlem Dağ, Dr. Tülay Kılıç, Hale Güneş, Aşkım Kapışmak ve 2015’de yılın öğretmeni seçilen Nurten Akkuş konuşmacı olarak katıldı. Zirvenin moderatörlüğünü ise gazeteci ve televizyoncu Aynur Ayaz yaptı.

Zirvenin ana konuşmacısı olan Doğan Cüceloğlu, “İlk olarak size seslenmek istiyorum. Öğretmen olarak sınıfa girdiniz. Çocukla göz göze geldiniz. Kimi görüyorsunuz? Kime baktığınızın farkında mısınız? O kim? Önce onu keşfedin.” dedi. Çocukların muhteşem bir potansiyelle doğduklarını söyleyen Cüceloğlu, merak etmeyen çocuk olmadığını, çocukların sonuna kadar merak ettiklerini belirtti.

Konuşmasının devamında eğitimin niyetini sorgulayan Cüceloğlu, “Savaşçının gücü niyetinin sabrındadır. Öğretmen olarak niyetinizin sabrını keşfedin. Okul olarak niyetinizin sabrını keşfedin. Niyetiniz Türkiye’de kaç birinci çıkaracağınız mı? Yoksa her bireyin kişisel olarak gelişmesine katkıda bulunmak mı? Niyetiniz TEOG için hazırlamak mı? Yoksa hayata hazırlamak mı? O yüzden önce niyetinizi keşfedin.” dedi.

“Öğretmenin niyeti ana baba gibidir. Çok ama çok önemlidir. Niyetinizin saflığını keşfettiniz mi? O çocuk amaç mı araç mı? Maalesef çok zaman araç. Belirli kalıplara almaya çalışıyoruz çocukları ama geliştirmeye zaman harcamıyoruz.” diyen Cüceloğlu, çocuğu geliştirmek için önce öğretmenlerin gelişmesi gerektiğini vurguladı. Öğretmenlerin bu hassasiyete dikkat etmesi gerektiğinin altını çizen Cüceloğlu, böyle bir gelişim olmadan çocuğun gelişimi için gerekli ortamın oluşmayacağını söyledi.

 “Ben nelerin farkında olmalıyım?” diyen Cüceloğlu, verdiği bir örnekle bunu anlattı. Eşiyle birlikte şahit olduğu bir olayı anlatan Cüceloğlu, “Boğazdayız aileler toplanmış kahvaltı için. Küçük bir çocuk boğazdan geçen gemilere bakıyor. Döndü babasına “Baba büyük gemi geçiyor” dedi. Babası döndü sus dedi. Annesine döndü “Anne büyük gemi geçiyor.”dedi annesi cevap vermedi. Bu durum tekrarladı birkaç kere. Çocuk sıkıldı daraldı. Kafasını öne eğdi. Sakın unutmayın çocuğu adam yerine koymazsanız adam yetiştiremezsiniz.” dedi.

Prof. Artin Göncü’den Çocuk Oyunlarına Bilimsel Yaklaşım

Müfredat olarak Oyun konulu konuşmasını gerçekleştiren Prof. Dr. Artin Göncü, çocuk oyunlarının çocuğun gelişimi üzerindeki etkilerini anlattı. Göncü “Oyun çocuğun hayatı yorumlama tekniğidir.” dedi.

Dr. Cem Gençoğlu Okul Öncesi Eğitimin Önemine Vurgu Yaptı

Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürü Dr. Cem Gençoğlu, yaptığı konuşmasında okul öncesi eğitimin zorunlu hale getirilmesi için çalışmalar yapıldığını söyledi.  Gençoğlu “2017-2018 yılı için belirlenen 22 pilot il bu illerde okul öncesinde zorunlu eğitim yapılması ve diğer illerde zorunlu eğitime geçiş için bir takım çalışmaların başlatılması hedeflenmiştir.” dedi.

Eğitimci Kayhan Karlı, çocuklarımızı geleceğe nasıl hazırlayacağımızı anlattı.

Eğitim dünyasının önemli isimlerinden Kayhan Karlı, şu anda anaokulunda olan bir çocuğu 2040’lı yıllarda nasıl bir hayatın beklediğini bilmediğimizi ve onu bu hayata hazırlamak için ne gibi çalışmalar yapılması gerektiği üzerinde bir konuşma gerçekleştirdi.

Prof. Dr. Sinan Canan’dan İnsan Beyninin Analizi

Türkiye’nin beyinin işleyişi söz konusu olduğunda en önemli bilgi kaynaklarından biri olan Prof. Dr. Sinan Canan, insan beyninin nasıl çalıştığını ve nasıl tepkiler verdiğini verdiği örneklerle anlattı.

Bahçeşehir Koleji Genel Müdürü Özlem Dağ “Okul öncesine yatırım geleceğe yatırımdır.” dedi.

Zirvenin ana sponsoru olan Bahçeşehir Koleji’nin Genel Müdürü Özlem Dağ, yaptığı konuşmasında  “Okul öncesi eğitim tüm toplumumuz hatta ekonomik hayatımız için gerekli bir dönem. O yüzden kesinlikle yatırım yapılması gerekiyor.” dedi.

Zirveye İlgi Büyük Oldu

Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleştirilen ve yaklaşık on saat süren zirve maratonuna ilgi çok büyük oldu. Yaklaşık 1500 akademisyen, eğitimci, öğretmen ve öğretmen adayı zirveyi takip etti.

Bahçeşehir’in Tasarladığı ‘Robot’ Amerika’dan Ödülle Döndü

Bahçeşehir Koleji Fen ve Teknoloji Lisesi robotik takımı “INTEGRA 3646”, ABD Kaliforniya’da düzenlenen dünyanın en önemli yarışması FIRST Robotics Competition’da, yarışmanın en saygın ödülü olan “Chairman’s Award”u Türkiye’ye ikinci kez kazandıran Türk takımı oldu.

Bahçeşehir Koleji Fen ve Teknoloji Lisesi robotik takımı “INTEGRA 3646”, başarılarına bir yenisini ekleyerek 29 Mart–1 Nisan tarihleri arasında Amerika Kaliforniya’da düzenlenen FIRST Robotics Competition yarışmasının en saygın ödülü olan Chairman’s Award’u Türkiye’ye kazandırdı. Geçtiğimiz yıllarda Judges Award ve Team Spirit Award gibi ödülleri kazanarak Türkiye’yi Amerika’da en iyi şekilde temsil eden “INTEGRA 3646”, FIRST Robotics Competition’da ikinci kez Chairman’s Award’ün sahibi olan ilk ve tek Türk takımı oldu.

Bu yıl STEAMWORKS temasıyla yapılan FIRST Robotics Competition’da, robotik takımları eş zamanlı olarak altı hafta boyunca temaya göre şekillendirilmiş yarışlarda performans sergileyecek bir robotun mekanik tasarımı, elektronik tasarımı ve yazılımını tamamlayıp üretim sürecini geliştirdiler.

Bilim Dünyası İçin Kazanım

Lise öğrencilerinin kendi robotlarını inşa etmelerine olanak sağlamanın yanı sıra, pek çok 21. yüzyıl yeteneği edinmelerini de sağlayan değerlendirme kriterlerine sahip olan FRC turnuvaları, mühendisliğe ilgi çekici bir başlangıç olan robot yapımı sayesinde bilimi sevdirmeyi ve bilime özendirmeyi amaçlıyor. Yarışmacıların bilimi ve bilimsel aklı yaymak üzere yaptığı her çalışmanın dikkate alındığı şampiyonluk ödülü, takımın ürettiği robottan bağımsız bir şekilde sadece takımın FIRST mesajını nasıl aktardığına ve teknolojinin gelişmesine sene boyunca yaptıkları çalışmalarla nasıl katkıda bulunduklarına göre de değerlendiriliyor.

Çok Sayıda Ödüller Kazanıyor

Bahçeşehir Koleji Fen ve Teknoloji Lisesi öğrencilerinin biyoloji, fizik, kimya, bilgisayar, enerji verimliliği, Türk dili ve edebiyatı, bilim tarihi ve tarih, matematik, coğrafya, psikoloji alanında hazırladıkları araştırma projeleri ulusal ve uluslararası alanda da ödüller kazanıyor.

Türkiye’nin En Çok ‘Faydalı Model’ Geliştiren Lisesi

TUBITAK Fizik Olimpiyatları’nda toplam 24 madalya kazanan, Bilim Olimpiyatları’nda gümüş ve altın madalya almaya hak kazanan Bahçeşehir Koleji Fen ve Teknoloji Lisesi öğrencileri aynı zamanda Türkiye’nin en çok faydalı model geliştiren lisesi olma özelliğini de elinde bulunduruyor. Öğrencilerin çevre ve sosyal konularda fark yaratacak ve patenti alınan birçok projesi aynı zamanda ‘Faydalı Model’ olarak da tescilleniyor. Faydalı modellerin yanı sıra yaptıkları projelerle patent başvuruları yapan öğrenciler, başvuru sayısında Türkiye’deki pek çok üniversiteyi de geride bırakıyor.

 

Kaynak: http://www.sozcu.com.tr/2017/egitim/bahcesehirin-tasarladigi-robot-amerikadan-odulle-dondu-1782118

Çocuklar Ebeveynleriyle “Bilim” Öğreniyor

Tekirdağ’da öğrenciler aileleriyle aldıkları Arduino eğitimi sayesinde hayallerini “Bilimin en eğlenceli hali” ile gerçeğe dönüştürüyor.

Öğrenciler aileleriyle aldıkları Arduino (fiziksel programlama) eğitimi sayesinde hayallerini “Bilimin en  eğlenceli hali” ile gerçeğe dönüştürüyor.

Süleymanpaşa Belediyesince başlatılan “Bilimin en eğlenceli hali” projesi kapsamında 15 öğrenci aileleriyle belediye gençlik merkezinde eğitimi almaya başladı. Önce kodlama eğitimi verilen kursiyerlere daha sonra sıcaklık sensörü, kızıl ötesi kumanda, rota izleyen robot gibi hayal gücüne bağlı üretilen fiziki projelere hareket imkanı sağlayan üzerinde çiplerin olduğu kodlanmış elektronik platformu da denilen teknik adıyla Arduino kodlama eğitimi veriliyor.

Eğitimi tamamlayan ebeveyn ve çocuklarından oluşan kursiyerler hayallerindeki projelerini 3D yazıcıdan çıkarıyor ve projelerinde fiziksel hareket sağlayacak kodlu sistemi devreye geçirerek hayallerini hareketlendiriyor.

Eğitimleri süren öğrenciler projeleriyle Arduino yarışmalarına katılmayı hedefliyor.

Süleymanpaşa Belediye Başkanı Ekrem Eşkinat, AA muhabirine yaptığı açıklamada, öğrencilerin teknolojiyi kullanarak daha üretken olması için “kod atölyesi” kurduklarını söyledi.

Ardunio eğitiminde çocukların aileleriyle eğitim aldığını ifade eden Eşkinat, şunları kaydetti:

“Çocuklarımız gruplar halinde eğitim alıyor. Önce kod yazmayı öğreniyorlar. Daha sonra ikinci safhaya geçip 3D yazıcıdan parçaları çıkartıyorlar ve bu parçaları monte edip bir robot üretiyorlar. Daha sonra Arduino eğitimiyle yazılımları kartlara yükleyerek robotu hareket ettiriyorlar. Bu projeyi 4 aydır devam ettiriyoruz ve olumlu sonuçlar aldık. Eğitimler devam ederken annelerin veya babaların çocukları ile beraber bu işe yatkın olduklarını gözlemledik. Bunun üzerine yeni bir proje geliştirdik. Bu Arduino eğitiminde anne veya baba çocukla birlikte birtakım oluşturarak beraber eğitim alıyor.”

Eşkinat, çocukların aileleri ile yaptıkları projelerle yarışmalara katılacaklarını belirterek, “Çocuklar bir yenden teknolojiyi öğrenirken bir taraftan ailesiyle de bunu paylaşıyor. Bununla da kalmayıp aileler yaptıkları projelerle yarışmalara katılacaklar. Bu da diğer ailelere teşvik oluyor. Aileler çocukları değil, çocuklar aileleri yönlendirmeye başladı.” dedi.

Kod atölyesi bilişim öğretmeni Lale Çifçi de temel bilgiler ışığında öğrencilerin aklından geçen bir fikre ilişkin elektronik devreler hazırlayıp aileleri ile hayata geçirebileceklerini söyledi.

Bilimi eğlenceli halde öğrenen hem öğrencilerin hem de ailelerinin mutlu olduklarını belirten Çifçi, şunları kaydetti:

“Ardunio küçük elektronik devreleri oluşturabileceğimiz açık kaynaklı yazılım olan ve çoğaltılan bilen bir mikro denetleyici. Öncelikle bu mikro  denetleyici ile tanışıyorlar. Bununla birlikte biraz elektronik ve yazılım  bilgisi alıyorlar. Temel bilgiler ışığında aklımızdan geçen bir fikri küçük elektrik devreleri ile hazırlayıp hayata geçirebiliyoruz. Burada üretim için  herkes bir proje belirleyecek bunlar akıllı ev projesi olabilir, bir saksıya su  ihtiyacını giderebilecek sensör olabilir bunlar küçük devreler ve Arduino ile hayata geçirilebilecek.”

 

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/cocuklar-ebeveynleriyle-bilim–egitim-2427497

Bu Otobüste Herkes Kitap Okuyor!

Yukarıdaki fotoğrafa bakıldığında, işten eve giderken insanların kitap okuduğu izlenimine kapılırsınız. Ancak gerçek öyle değil. Bu sadece bir kitap fuarının tanıtımı için yapılmış bir reklam. Gerçek ise çok yakıcı…

Son verilere göre, Türkiye’nin yüzde 39’u hiç kitap okumuyor. En sık yapılan iş ise yüzde 85’le televizyon izlemek. Halk kütüphanelerine üye olanların sayısı ise nüfusun yüzde 2’sinden az…

Bireyleri kitap okumaya yöneltmek için kitap fuarları düzenlenmeye devam ediyor. Denizli Büyükşehir Belediyesinin bu yıl ilkini düzenlediği Ege’nin en büyük kitap fuarı için özel olarak tasarlanan kütüphane otobüslere vatandaşlar yoğun ilgi gösteriyor.

Vatandaşların etkinliğin düzenlendiği Denizli Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Kültür Merkezi’ne daha rahat ve kolay ulaşımı için kentin iki ayrı noktasından ücretsiz otobüs seferleri konurken, kitap fuarı için özel olarak tasarlanan kütüphane otobüs ise kitapseverlerin yoğun ilgisini çekiyor. Bir kütüphane şeklinde kaplanan otobüsün kapıları kütüphane kapısı olarak tasarlanırken, araç gövdesinin görünümü ise kitap raflarını andırıyor. Otobüse binen yolcular ise kitap okuyor şeklinde görülürken, kütüphane otobüs farklılığı ile vatandaşların yoğun ilgisini çekiyor.

160 Bin Ziyaretçi

Açıldığı günden bu yana her gün ziyaretçi akınına uğrayan Denizli Büyükşehir Belediyesi Kitap Fuarı’na 7 günde 160 binin üzerinde kişi geldi. Her gün yazarların okurlarıyla buluştuğu fuara sadece Denizli merkezden değil ilçe ve çevre illerden de katılım oldu. 09 Nisan’a kadar ziyaret edilebilecek Denizli Büyükşehir Belediyesi Kitap Fuarı için Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Kredi Yurtlar Kurumu (KYK) önünden her yarım saatte bir, İstiklal Caddesi’ndeki eski kütüphane önünden ise fuar alanına her saat başı ücretsiz otobüs kalkıyor.

Ünlü Yazarlar Geliyor

Her gün farklı yazarın imza günleri ve söyleşi düzenlediği fuarda Türkiye’nin en ünlü yazarları Denizlililer ile buluşacak. 7 Nisan Cuma günü saat 13.00’te Ahmet Şafak fuarda kitapseverleri beklerken, 8 Nisan Cumartesi günü saat 12.00’de Şükrü Erbaş, saat 13.00’te İlber Ortaylı ve Öznur Yıldırım, saat 14.00’de ise Hasan Ali Toptaş, İlker Başbuğ, Ali Lidar ve Canan Tan olacak. Fuarın son günü 9 Nisan’da da saat 13.00’te Sinan Yağmur, saat 14.00’de Hasan Ali Toptaş, Canan Tan, Abdurrahman Dilipak, saat 15.00’te ise Azra Kohen okurlarıyla buluşacak.

Türkiye Kitap Okumuyor

Türkiye’de onlarca kitap fuarı düzenlenmesine karşın, kitap okuyanların oranı oldukça düşük. Türkiye, kitap okumak yerine televizyon izliyor. İPSOS KMG’nin 2016 yılında yaptığı araştırmaya göre, toplumun yüzde 39’u kitap okumuyor, yüzde 85 televizyon izliyor.

2015 TÜİK verilerine göre ise 1 milyon 367 bin 139 kişi halk kütüphanesine üye. Bu da nüfusun yüzde 2’sinden az bir rakama tekabül ediyor.

MEB’in 15 yaşında öğrencilerden derlediği verilere göre de evinde en fazla 10 kitap olan ailelerin oranı yüzde 27 olurken, evdeki kitapların çoğu da ders ya da tatil kitabı.

 

Kaynak: http://www.sozcu.com.tr/2017/egitim/bu-otobuste-herkes-kitap-okuyor-1778415

Dik Temel Harflerle Eğitim Geri Dönüyor

Gelecek eğitim-öğretim yılından itibaren ilk okuma yazma eğitiminde el yazısı yerine dik temel harflerin kullanılmasına ilişkin detaylar belli oldu. İlkokul birinci sınıf öğrencileri, dik temel harflerle yazma eğitimine başlayacak, üçüncü sınıftan itibaren de “sadeleştirilmiş el yazısı”nı içeren “güzel yazı” dersi, haftalık 8 saatlik Türkçe dersleri içinde 2 saat verilecek.

Bitişik eğik el yazısıyla öğretim, 2004-2005 eğitim-öğretim döneminde 196 okulda pilot uygulama olarak başlatıldı. 2005-2006 eğitim-öğretim döneminden itibaren de Türkiye genelindeki tüm ilkokul birinci sınıf öğrencileri, ilk yazma eğitimini el yazısıyla almaya başladı.

Millî Eğitim Bakanlığı, el yazısı konusunda karar alırken kapsamlı çalışmalar yaptı. Üç boyutta ele alınan çalışmalar bir yıl sürdü. Öncelikle öğretmenlerin görüşleri toplandı, ardından öğrencilerin mevcut yazıları, tür ve estetik bakımından ele alındı. Öğrencilerin becerileri ve bu yazıya yatkınlıkları da incelendikten sonra son olarak dünyadaki el yazısı uygulamalarıyla karşılaştırılarak analizler yapıldı. Öğretmenlerin yüzde 80´i öğrencilerin zorlandığı yönünde görüş bildirdi. Nihai kararın verilmesinde Türkçe dersinin müfredat taslağında yer alan el yazısı uygulamasına yönelik geri bildirimler de etkili oldu.

MEB Temel Eğitim Genel Müdürlüğünce yapılan saha araştırmalarında sınıf öğretmenlerinin yaklaşık yüzde 80´i, öğrencilerin bitişik eğik yazıda zorlandıkları yönünde görüş bildirdi. Aynı araştırmada öğretmenlerin dik temel yazı öğretimini daha kolay buldukları sonucuna ulaşıldı.  Öğrencilerin ilkokuldan sonra kullandıkları yazılar üzerine yapılan araştırmalarda ise sonuç daha çarpıcı oldu. Lise çağındaki, özellikle 9, 10 ve 11. sınıf öğrencilerinin yüzde 73´ünün dik temel yazıyı kullandığı tespiti yapıldı.  Öğrencilerin el yazılarının tür ve estetik açısından incelenmesinde ise yüzde 53´ünün “okunaklı”, yüzde 27´sinin ise “güzel” olarak değerlendirilebileceği sonucuna ulaşıldı. Türkiye´de el yazısına ilişkin araştırmaların nesnel değerlendirmeden uzak olduğu tespitini yapan Bakanlık, yurt dışındaki araştırma ve uygulamaları da gözden geçirdi.  Bunun dışında, Bakanlığın müfredat taslaklarını kamuoyu görüşüne açmasının ardından en fazla görüş “el yazısı” konusunda geldi. Türkçe dersine gelen 8 bine yakın görüşün yaklaşık 6 bininin yazı biçimi öğretimine dair olduğu, bitişik eğik el yazısının ilkokul birinci sınıflarda uygulanmasının değiştirilmesini isteyenlerin oranının yüzde 99,3 olduğu ortaya çıktı.

Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığınca komisyon kuruldu

Elde edilen verilerin ardından nasıl bir yazı biçimine geçileceğine dair MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığında uzmanlardan oluşan komisyon kuruldu ve el yazısını pedagojik ilkeler çerçevesinde araştıran çalışmalar yürütüldü. Çalışmaların sonunda Başkanlık, gelecek yıldan itibaren ilkokul birinci sınıflarda uygulamaya geçilecek metodun adını “Dik Temel Harflerle Ses Esaslı Okuma Yazma Öğretimi” olarak kararlaştırdı.  Buna göre öğrenciler, ilkokul üçüncü sınıftan itibaren ise daha az ayrıntılı, daha sade el yazısı eğitimini, haftalık 8 saatlik zorunlu Türkçe dersi içinde 2 saat almaya devam edecek.

Tüm kazanımlarda olduğu gibi çocuğun gelişim seyrine uygun bir hiyerarşi kuruluyor. Bu hiyerarşi içinde öğrencinin dik temel yazı ile ilk okumasını gerçekleştirmesi sağlanıyor. Türkçe derslerinin bir parçası olarak da güzel yazı kabiliyetinin geliştirilmesi hedefleniyor. Onun için ayrı bir ders olarak ´güzel yazı´ dersi adında bir ders, ayrıca bir seçimlik ders de konulmuyor. Öğrencilerin, Türkçe el yazısını üçüncü sınıftan itibaren güzelleştirmeleri için çalışmalar sürüyor.

El yazısı kaldırılmıyor

Yazı öğretimine dik temel harflerle başlanılacak, üçüncü sınıftan itibaren de el yazısı öğretilecek. İngiltere dahil birçok ülkede de dik temel harfler öncelikle öğretiliyor, ardından bitişik el yazısı eğitimi veriliyor.

 

Kaynak: http://meb.gov.tr/m/haber/13311/tr

İletişim Çok Şeydir

Aile, toplumların temel harcı olmakla beraber, nesillerin gelişiminde de başrolü kaptırmamalıdır. Gelişen teknolojik aygıtlar, cezbeden arkadaş grupları, yapay soslu gıdalar, süslü vitrinler aileden rol devşirmekle meşgul. Kale dört bir yandan saldırı ve işgal girişimlerine direnme gayretinde… Direnmekten maksat; her neferin sevgi, saygı ve güven gibi temel ihtiyaçlarına bu burçların içinde doyum bulmasıdır.

Anne-babanın önayak olduğu, sevgi ve saygıyla bezenmiş bir sevgi iklimi bu ihtiyaçların başında gelir. Çocuk ne kadar yetenekli olursa olsun, bu yeteneklerin görücüye çıkacağı fırsatları bulamazsa, zaman içinde bu yönü körelecek ve ebeveynlere üzülerek izlemekten başka paye kalmayacak.

Aynı havayı soluyan fertlerin duyguları firarda, herkes evin dört bir yanına savrulmuş vaziyette. Günlük hayatın yorucu ve stresli yükü evlere taşınırken, hiç ilgisi olmayan çocuklarsa ağırlığın altında can çekişmekte.

Dikkati çekilmesi gereken bir husus da, ebeveynlerin arasında ki iletişimin, çocuklarıyla ve onların kendi arasındaki iletişime yön tayin ettiğidir. Çocukların önünde tartışan, didişen ve paylaşmaktan aciz bir görüntü çizerken, onlardan tam tersini beklemek haksızlık olmuyor mu? Tartışarak model olduğumuz çocuğun, şiddete ve öfkeye eğilimli bir yabancıya dönüşmesine şaşırmak ne garip! ‘Yuvam’ diyebileceği, huzur ve güven ikliminin huzur ve metanet esintileri onların gelişimi için hayati önem taşımaktadır.

İletişim kuramayan çocuk ihtiyaçlarını elde edemedikçe bu açlığını başka mecralarda doyurma yanlışına düşmektedir. Bir şişe sudan bir miktar döküp yerine havanın dolması misali ebeveynlerin dolduramadığı boşluklar bilmediğimiz adreslerde karşılık bulmaktadır. Anne–baba ne kadar samimi ve içten diyalog zemini hazırlarsa, çocuklar da bu oranda kendilerini ifade edebilme cesareti bulacaktır. İhtiyaçlar gizli kapaklı yollarla değil, konuşarak, ortak çözüm yolları aranarak karşılanmalıdır. Sizinle konuşamayan çocuğunuz, meşru olmayan yollarda ve sonunda çıkmaz sokaklarda sürüklenebilecektir.

Çocuk anne babadan sadece anlaşılmayı bekler. Özellikle ergenlik dönemi anlaşılma çabalarının pik yaptığı dönemdir. Ergen genç, düşünceleri ve yaşam tarzıyla kabuğundan sıyrılmak ve kendi habitatına saygı duyulmasını bekler. Bu çırpınışlara cevap olarak neler hissettiğini, neye ihtiyacı olduğunu birazcık empati kurarak karşılık vermek yeterlidir aslında. Bunu yaparken de ‘bizim zamanımızda’ diye başlayan cümlelerin çok işe yaramadığını da unutmamakta fayda var. Sen temalı mesajlar yerine, ben ve bizi ön planda tutarak, karşısında değil yanında olduğumuzu hissettirmeliyiz.

Sağlıklı iletişimin bir diğer şartı da ses tonudur. Ses tonunuzdan sevginiz hissedilirken, Hayırlarımız da kabul görmelidir. Aksi halde anlamsız ısrarlarıyla başınızı ağrıtan çocuklara davetiye çıkartırız. Ses tonundaki vurgu, aslında çocuğu rahatlatırken durması gereken kırmızı çizgilerin de işaret fişeği olmalıdır.

Monolog değil iletişim olsun istiyorsanız yargılayarak, konumlandırarak ve baskılayarak başlamayın. Çocuklarınız onları herhangi bir aygıtla aldatmadığınız, kaliteli zaman ayırmanızı bekliyor. Tüm benliğimle seni dinlemek için karşındayım ve hazırım mesajı çok değerlidir.

Unutmayın çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras onlara kattığımız değerlerdir.

Gerisi Yunus Emre’nin de dediği gibi;

“Mal sahibi mülk sahibi,
Hani bunun ilk sahibi.
Mal da yalan, mülk de yalan
Var biraz da sen oyalan.”

 

Saniyeler İçinde Bilimsel Kavramlar

Bilimi kolay bir şekilde anlamanızı sağlayacak sayısız içerik vardır ve her biri kendi çerçevesinde eşşizdir. Ve Google’a biraz zaman ayırıp, bu tip listeler bulup, daha çok bilgilenmeniz konusunda sizi teşvik ediyoruz.

20 . Reuleaux Üçgeni

Daireler ve kürelerin yanında sabit genişlikte eğriler vardır. Eğrinin yönü ne olursa olsun, genişliği aynı olan dışbükey, düzlemsel bir şekle sahiptir.

19. Sabit Genişlikteki Eğriler, Kare Şeklinde Delikler Açabilir

18. Pi Sayısı Neden 3.14’tür?

Bir daire ya da çember tam bir dönme turunu tamamladığında 3.14 sayısını verir.

17. Pascal Üçgeni Nasıl Yapılır?

Bu üçgen genel olarak cebir ve olasılık kombinasyonlarında kullanılır.

16. Miura Katlaması

Bu genellikle nesneleri olduğundan daha küçük bir boyuta getirmek için kullanılır. Uyduların güneş panellerinde kullanılmaktadır.

15. Parabol

Bir futbol topunu tekmelerseniz ya da bir ok, füze, taş atarsanız; bu cisimler parabolün yönünü izleyerek yukarıdan aşağıya inerler.

14. Radian

Radian, matematiğin birçok alanında kullanılır. Açısal ölçü birimidir.

13. Matris Transpozisyonu

Bir matris, içerdiği satırların sütunlara döndürülmesiyle oluşur. A matrisinin transpozesine ATdenir.   

12. Sierpinski Üçgeni

Bu bir fraktal türü. Matematikte küçültme ve büyütme işlemlerini tekrarlanabilir kılmak için kullanılan yaygın bir modeldir.

11. Kartezyenleri Zıt Kutuplara Nasıl Döndürürsün?

10. Poligonların Dış Açıları

Onlar 360 dereceye tamamlanıyorlar.

9. Düz Çizgilerden Hiperboloid Oluşması

8. Bu da Aynı Zamanda Düz Çizgilerden Bir Hiperboloid Oluşumu

7. Beyaz Kan Hücrelerimiz Bizi Nasıl Koruyor?

Bu videoda, akyuvarımız bakteriyi takip edip onu yutuyor.

6. Dünya’nın Soğuma ve Bitki Örtüsü Üzerindeki Değişikliklerinin Bir Yıl Üzerindeki  Döngüsü

5. Dumanın İçinde Yanıcı Element Vardır

Duman bir hiçlik değildir, açık bir şekilde söylemek gerekirse, yanıcıdır.

4. Yakıcı Bir Gazı Ateşlediğiniz Zaman Ne Olabilir?

3. Merkez Çevresinde Dönmeye Bağlı Olan Kuantum Yükselmesi

Manyetik bir plakanın üzerinde süper iletken madde gezinir.

2. Düşen Nesnelerdeki Gerilim

Yaylar hep bu şekilde yere çakılır.

1. Tüm Gazlar Aynı Yoğunluğa Sahip Değildir

Kükürt hekzaflüorür, havadan daha yoğundur.

Kaynak: https://futurism.com/20-gifs-teach-science-concepts-seconds

Çeviri: https://makersturkiye.com/size-saniyeler-icinde-bilimi-ogretecek-20-gif

İlk Türk Füzesinin Hikâyesi

1959 yılında, Bandırma’da lise öğrencileri tarafından, Türkiye’de eşi benzeri görülmeyen bir kulüp kurulur:

Bandırma Füze Kulubü

Bu gençler, oldukça kısıtlı imkânlara rağmen hemen işe koyulurlar, hesaplar kitaplar yapılır ve ardından da pratik denemelere başlanır. Liseli gençlerin kurduğu kulübe katılanların sayısı da giderek daha fazla artmaktadır.

Ve kulüpteki gençler arasında her şeyden vazgeçecek kadar kararlı bir isim vardır: Kirkor Divarci

Bandırma Füze Kulübü’nün çalışmalarına İstanbul’dan katılan Üsküdarlı Kirkor Divarci, bu uğurda pek çok değerli şeyi elinin tersiyle itmiştir. Divarcı, nişanlısıyla birlikte evlenmek için biriktirdikleri 400 liranın tamamını füzesine harcamış, bir anlamda parayı havaya yatırmıştır.

Projelerini, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden onaylatan Kirkor Divarci, üzerinde ay yıldız olan ‘Marmara-I’ adını verdiği füzesinin prototipini Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sunar.

 

 

Göğü Fetheden Füzemiz

Hikâyenin bundan sonraki bölümünü ve 1962 yılının Zafer Bayramı’nda, Bandırma’da atılan füzenin çıkardığı gürültüyü gazete satırlarından okumak daha heyecan verici olabilir:

“…Marmara-I isimli füze, saat 16.05’de ateşlendikten sonra ilk önce yanlış hesap yüzünden paraşütü açılmamış ve itici kuvvet harekete geçmemiştir. Müteakiben fitille yapılan ateşlemede füze büyük bir gürültü çıkararak göğe doğru hareket etmiştir. 920 metrede infilak ettikten sonra paraşütün daha evvelden açılması dolayısıyla yere düşüp yavaşlamış bu yüzden de yangın çıkmasına sebebiyet vermiştir. Bilindiği gibi bu, yurdumuzda ilk defa kurulan füze kulübünün ikinci denemesidir. Birinci denemede, füze 40 metre kadar çıkmıştı. Önümüzdeki günlerde yapılacak bir denemede füzenin 5 bin metreye çıkacağı tahmin edilmektedir. Bugün atılan füze, bir metre boyunda ve 3 kilo 300 gram ağırlığındaydı.”

Teknik başarısızlıklar ve şansızlıklar olsa da Marmara-I’in gökyüzünü zorlayan ‘ilk gerçek füzemiz’ olarak tarihe geçtiği ortadadır. Bu başarı, füze çalışmalarını sürdürenlere de cesaret verir.

Kirkor Divarcı, 3 Eylül 1962’de de kalabalık bir halk kitlesi önünde başka bir füze fırlatmış ve büyük başarı kazanmıştır. 800 gram ağırlığındaki katı yakıtla ateşlenen roket, 2700 feet (yaklaşık 822 metre) mesafede bulutlarla kardeş olup gözden kaybolmuştur. Bir metre uzunluğunda, 6 santim çapında ve 5 kilo 50 gram ağırlığındaki füzeye ‘Marmara-II’ adı verilmiştir. Meyvesini veren çalışmalar sonucunda Bandırma Füze Kulübü’nün İstanbul ve Ankara’da da şubeleri açılıp gökyüzüne hiç durmadan füze gönderilmeye başlanır. 2700 feet yükselen Marmara-II’yi ‘Hürriyet-I’ ve ‘Hürriyet-II’ isimli roketler izleyecektir.

Fare Bile Yollayacaktık!

Peş peşe yapılan heyecan verici denemelerin, bu uğurda emek harcayanları biraz daha iştahlandırıp yeni arayışlara yönelttiğine şüphe yoktur. Üstelik onlara üniversitelerin yanı sıra, Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve ARGE Başkanlığı da destek olmaya karar verir. Böylece çıta biraz daha yükseğe konulur.

300 kilo ağırlığında, 3 metre 60 santim boyunda ‘Vega’ isimli bir roket tasarlanır. 150 kilogram kalsit yakıt kullanılacak güdüm tesisatlı roket tamamen elektronik sistemle donatılacaktır. Vega’nın 90 kilometreyi aştıktan sonra, kapsülünden ayrılarak 320 kilometrelik balistik bir yol takip etmesi planlanmıştır.

Üzerinde çalışılan bir diğer proje ise, ‘Aktrüs’tür. 4 metre uzunluğunda ve 500 kilo ağırlığında olması öngörülen füzenin, o güne kadar yapılan bütün çalışmalardan daha büyük bir yankı uyandırması beklenmektedir. Çünkü bu, fezaya ilk kez bir canlı gönderme denemesi olacaktır. Aktrüs’ün kapsülüne yerleştirilecek farenin, mikrofilm makinesiyle tüm hareketleri tespit edilmeye çalışılacaktır! Roketin kapsülünün 150’nci kilometrede ana gövdeden ayrılması ve bir paraşütle yavaş yavaş süzülerek içindeki fareyle birlikte yere inmesi beklenmektedir.

“Buraya Kadar!”

İlk zamanlarda kendileriyle alay edilen füze gönüllülerinin, çok kısa bir zamanda fezaya içinde canlı olan bir roket gönderme aşamasına gelecek kadar ilerlemiş oldukları açıktır.

Ne var ki işler de bu noktada nihayete erecek ve ‘o fare’ Türkiye semalarından uzaya doğru asla yükselemeyecektir.

Görünmeyen bir el, füze çalışmaları yapanlara “buraya kadar” demiştir. Destek olan kurumlar bir anda geri çekilir. Dahası deneme alanları kapatılır. Bunun ötesinde, daha tatsız hadiseler de yaşanmıştır.

920 metre yüksekliğe ulaşıp Türkiye’nin ilk füzesi olarak tarihe geçen Marmara-I’in yaratıcısı Kirkor Divarci hedef alınır. Divarci’nin Üsküdar’daki evinde sebebi anlaşılmayan bir yangın çıkmış ve üzerinde çalıştığı tüm projeleri gibi evi de kül olmuştur.

Üzerine gidilmeyen bu olayın hiçbir zaman aydınlatılamamış olması şaşırtıcı değildir.

Açıkçası, 1959 yılında başlayan umut verici çalışmalar, 1963 yılında zirveye çıktığında faili meçhul bir bıçakla kesilmiştir. Bandırma’daki füze kulübüyle birlikte onun diğer şubeleri de sessiz sedasız kapanacaktır.

Peki, bu heyecanlı maceradan geriye ne kalır?

Birkaç solgun gazete kupürü ve hayata küsen Kirkor Divarcı’nın asla anımsanmayacak öyküsü…

Hayatını Okumaya Adayan Adam

“Bu okul ne zaman bitecek?” sorusunu her vize ve final dönemi aynada kendisine sormuş olanlar ve halen soranlar; Michael Nicholson ismini daha önce duymuş muydunuz?

Michael Nicholson 75 yaşında bir yüksek öğrenim sevdalısı. 1 lisans programı, 2 ön lisans, 23 yüksek lisans programı, 3 uzmanlık ve 1 doktora programı bitirmiş bu isim üniversitelerden şimdiye dek toplam 30 diploma toplayıp evine götürmüş. Neredeyse bütün ömrünü bir öğrenci olarak geçirmiş olan Nicholson son nefesine dek bu sevdasından vazgeçecek gibi de görünmüyor.

Sabahları 4’te kalkıp birkaç kilometre yürüyüş yaptıktan sonra güne başlayan Michael, her öğrencinin 4’te kalkmasa da bir günlük rutine sahip olması gerektiğini düşünüyor.

Öğrendikçe daha fazlasını öğrenmek istediğini dile getiren Michael insanın okuduğu alanda iş yapmasa da kesinlikle zevk aldığı bir konuda eğitim alması gerektiğini savunuyor. Aksi takdirde orta yerde üniversite hayatının sonlanabileceğinin altını çiziyor.

Vice‘tan Emma Collins‘e konuşan Michael Nicholson, “Ağzını kapalı tuttuğunda öğreneceğin şeyler inanılmaz. Pek çok insan konuşmak istiyor. Eğer insanları dinlersem onlar da dikkatlerini bana veriyor ve ben de sorular soruyorum. Onlara bildiğim her şeyi söylemeye çalışmıyorum. Çünkü genellikle onlar benim bildiğimden daha fazlasını biliyorlar.” diyor.Üniversiteye sadece meslek kapısı gözüyle bakılmaması gerektiğini de tecrübeli isim şu ifadelerle açıklıyor:

“Üniversiteye gitmenin amacı bir iş edinmek elbette, ancak şu da var ki üniversiteler aynı zamanda ufkunuzu ve dünya görüşünüzü genişletmek için. Üniversitedeyken dünyada ne olup bittiğini öğrenirsiniz. Dünya nasıl var oldu? Nereye doğru gidiyoruz? Bu yeryüzündeki insanlar arasındaki ilişkiler etkileşimler neler?”

Deneyimli öğrenci son olarak şunları söylüyor: “Eğer fiziksel durumum beni yavaşlatmazsa daha fazla mezuniyet için elimden geleni yapacağım. İşte benim tavsiyem: Okuldan ayrılmayın. Orada kalabildiğiniz kadar kalın.”

Kaynak: http://www.nolm.us/hayatini-okumaya-adamis-bu-adam-30-diploma-sahibi-ve-henuz-durmaya-niyeti-yok