Yalın Ayaklar Koleji

Bunker Roy, Bengal’in (Bangladeş ayrılmamıştır daha) güçlü ailelerinden birinin oğludur. El bebek gül bebek yetiştirilir, Delhi’nin en pahalı okullarına gönderilir, iyi yer, iyi gezer, iyi giyinir. Yakışıklıdır da, Hindistan tenis şampiyonudur ayrıca.

Ailesi ona hekimlik ya da diplomatlık yakıştırırlar ki olmaması için de sebep yoktur aslında… Bir ara yolu Bihar Eyaleti’ne düşer, korkunç bir kıtlık yaşanmaktadır o sıra (1965). Açlıktan ölen insanları görürünce dayanamaz, annesine “Ben gidiyorum” der ani verilmiş bir kararla!

– Hayrola?

– Kurak bir köye yerleşeceğim, yardım edeceğim muhtaçlara.

– İyi de biz seni bunun için mi yetiştirdik, önünde parlak bir istikbal var. Hem sen köyü ne sanıyorsun? Ne yer, ne içer, kime gidersin orada? Hastalansan ortada kalırsın, saldırsalar kim koşar imdadına! Hem kimden kaçıyorsun? Yolunda gitmeyen bir şeyler mi var yoksa?

– Yoo sadece insanlar için bir şeyler yapmak istiyorum o kadar. Mesela kuyu kazabilirim onlara.

– Ne! Kuyu mu? Hindistan’ın en pahalı okullarında kuyu kazmak için mi okudun? Aklını başına topla!

Kadıncağız da haklıdır, kendine göre bir çevresi vardır. “Bak teyzesi oğlum kuyucu oldu!” Bunu nasıl söyler eşe dosta.

RAJASTAN ECMİR TİLONİA

Bunker kararlıdır, alır başını vurur Rajastan’a. Ecmir yakınlarındaki Tilonia köyüne postu yayar. Siması şehirli, konuşması düzgündür, onun buralara ait olmadığı bellidir açıkça. Nitekim ahali de şüphe ile bakar, “Ne iş bilader” derler, “Polise mi çalışıyorsun yoksa?”

Oturup maksadını anlatır, tuhaftır ama onu akranları değil ihtiyarlar ciddiye alırlar… Genç birine ne ekebiliriz diye sorduğunda “İşin mi yok adamım” der, “Ot bile bitmez burada!”

Yaşlılar ise “Şu olur, şu olur, hele şu çok iyi olur” der, tek tek sayarlar heyecanla.

Sıradan insanlar boş değildir aslında. Çıkıkçı, ebe, nalbant, kasap, çoban da profesyoneldir kendi çapında. Zayi edilmeyecek tecrübelerle doludurlar ve bu âlemşümul bilgiler herkesin işine yarar. Ah bir mektep olsa da millete anlatılsa…

CETVEL TUTMAMIŞ MİMARLAR

Bu fikir etraftakileri de sarar ve el ele verir, Yalın Ayaklar Kolejini (Barefoot College) kurarlar (1986).

Binanın 12 mimarı vardır ve hiçbiri defter kitap görmemiş, cetvel pergel tutmamıştır. İnşaatta gönüllüler çalışır ki çoğu eline ilk defa mala almıştır hayatında. Ve bina biter, köylü kadınları sadece kendilerince malum bir bulamaçla taraçayı sıvarlar, en şiddetli yağmurlarda bile akmaz. Aradan 40 yıl geçer yine sızdırmaz, yine sızdırmaz.

Bu okul 2002 yılında, güçlü rakiplerini arkada bırakıp Ağahan Mimarlık Ödülü’nü kazanır. Komisyon “Acaba arkalarında bir mimarlık bürosu mu var” diye araştırma yapınca Roy kızar. “Alın ödülünüzü” der “Çalın başınıza!” Zaten en sevmediği şey kurdeleli kâğıtlardır, aman aman eksik olsunlar.

Roy’un diplomalılarla işi olmaz, hele masterli doktoralıysanız uzak durmalısınız ondan. Kapısını inadına mektep kaçkınlarına açar.

O yıllarda İngilizler logaritma cetveli ezberletmektedir Hintli çocuklara. Beyinleri dumura uğrasın diye binlerce alakasız rakam tıkıştırılır körpe hafızalara. Telefon rehberi ezberlemek daha kolaydır icabında.

Okulu masrafsız aydınlatabilirsiniz

Afganlı Gülbahar Nine, onlarca talebe yetiştirir, yüzlerce evin ısınmasını, aydınlanmasını sağlar. Bir keresinde DC ve AC hususunda bahis açılmıştır, elektrik mühendisleri parmaklarını ısırırlar.

Roy kimseye bir şey vadetmez, mukavele yapmaz, hemen kalkıp gitmek de elinizdedir, ömür boyu kalmak da… Eğer para arıyorsanız burası yanlış adrestir, cüzdanınız kabarmayacaktır asla.

Yalınayaklılar yemeklerini yerde yer, Anadolu’yu andırırlar. Sofra bezi, sini, şilte, tahta kaşıklar… Yerde yatar, yerde çalışırlar, mobilya ve mefruşata para harcamazlar.

Roy tekliflere açıktır, bir fikriniz varsa gelip söyleyebilirsiniz ona. “Ama ya olmazsa?”

Olmazsa olmaz canım, ölüm yoktur ya sonunda.

En çok teklif talebelerden gelir, getirecekleri götürecekleri incelenir, öğretmenler de öğrenir bu arada.

Birgün kapılarını üçbeş ay güneş paneli kursuna katılmış bir vatandaş çalar. “Okulu masrafsız ısıtıp aydınlatmak elinizde” der, “Yemekler de bedava pişecek ayrıca.” Çatıya 45 kW’lik bir kollektör koyar, sıcak suya, fırınlara sahip olurlar. Gökte güneş olduğu müddetçe lambalar yanar, tencereler tıkırdar. Sistem sadece ekvator kuşağında değil, havanın bulutlu olduğu yerlerde de işe yarar. Himalayalarda geceleri sıcaklık eksi 40’lara düşse de odanın damarını kırar.

FAYDASIZ İLİMDEN…

Yalın ayaklar, yağmur sularını oluklarla toplar, sarnıçlara akıtırlar. Nereden baksan 400 ton yedek suları olur kenarda.

Çocukların gündüz işi gücü vardır, keçiler onlardan sorulmaktadır zira. Bu yüzden dersleri akşam yaparlar, artık ışıkları da vardır nasıl olsa.

Konular hayata dairdir, hayvanın hastalanırsa ne yaparsın? Arazide yönünü nasıl bulursun, saati nasıl anlarsın? Yok yılan soksa, yok köpek ısırsa, olur ya karakola alırlarsa…

Hatırlayın biz Karlofça Anlaşması’nı ve bucak müdürünün vazifelerini maddeler hâlinde sayabiliyor, kurbağanın sindirim sistemini gözü kapalı çizebiliyorduk. Lakin kendi ciğerimizin ne işe yaradığını bilmiyorduk. Bissürü lüzumsuz malumat. Yok dayısının çiftiği, yok tarla, yok karga… Tafsilat, tezvirat, hay endoplazmik retikulum kadar kafanıza.

KRALİÇE ŞAŞIRIR KALIR, SÖYLER MİSİNİZ ONA, KARŞISINDA BİR BAŞKAN VAR!

Yalın Ayaklar Kolejinde yönetim şeffaftır. 6 ila14 yaş arası çocuklar da temsilcilerini seçerler kendi aralarında. Sayın Başkan gündüzleri keçi kovalar, geceleri kabinesini toplar, sağlık, enerji, tarım, ticaret politikaları üzerinde mülazahada bulunurlar. O dönem başkan 12 yaşında bir kız çocuğudur ve davet alınca İsveç’e gider Bakanlar Kuruluyla. İlk defa gördüğü metropol başını döndürmez, yüksek binalara, lüks arabalara, tramvaylara alakasızca bakar. Bu tavır Kraliçe’nin hoşuna gider, “Ne kadar da kendinden emin” diye mırıldanır gıptayla. Kız hakkında konuşulduğunu fark eder “Söyler misiniz ona” der, “Bir Başkan duruyor karşısında!”

Mr. Roy zamanla insan sarrafı olur çıkar. Erkekler umumiyetle acelecidir, kısa yoldan bir diploma edinip memuriyet arzularlar.

Kadınlar daha bağlıdır toprağına. Hele yaşlı kadınlar… Çilekeştirler, sabırlıdırlar, etrafındakileri de ustalıkla idare ederler ayrıca.

NİNELERDEN ŞAŞMA

Afganistan’dan getirilen üç büyükanne ile tek ortak kelimeleri yoktur ama fevkalade anlaşırlar. Nineler sadece 6 ayda enerji uzmanı olup çıkar. Köylerine dönüp sistem kurarlar. Hele Gülbahar Nine, onlarca talebe yetiştirir, yüzlerce evin ısınmasını, aydınlanmasını sağlar. Bir keresinde DC ve AC (düz ve alternatif akım) hususunda bahs açılmıştır, ninem mevzuya bir dalar, elektrik mühendisleri şaşar kalırlar.

Afrika’da da yaşlı kadınlarla çalışırlar. Sierra Leone’den gelen iki büyükane akıl almaz işler yapınca Devlet Başkanı bizzat kapılarını çalar “Bize 150 nine daha eğitemez misiniz” diye yalvarır âdeta.

Roy “Hayır” der, “Diğerlerini şu iki nine yetiştirecek. Onlara güvenin, altından kalkarlar.”

Gambiya’dan seçilen kadıncağız okuma yazması olmayan fukaranın tekidir ama dönüşte neye benzer biliyor musunuz? “Kaplana!” Ninem daha ayağının tozuyla basın toplantısı yapar hava meydanında. Medyayı ustaca kullanır, faaliyetlere hız katar. Hasılı çarıklı erkânı küçük görmeyin asla, derdinizi açabilirsiniz onlara. Size bir yol göstereceklerdir mutlaka. Çareyi niye hep dışarıda arıyoruz ki, belki de yanı başımızda.