Bu Otobüste Herkes Kitap Okuyor!

Yukarıdaki fotoğrafa bakıldığında, işten eve giderken insanların kitap okuduğu izlenimine kapılırsınız. Ancak gerçek öyle değil. Bu sadece bir kitap fuarının tanıtımı için yapılmış bir reklam. Gerçek ise çok yakıcı…

Son verilere göre, Türkiye’nin yüzde 39’u hiç kitap okumuyor. En sık yapılan iş ise yüzde 85’le televizyon izlemek. Halk kütüphanelerine üye olanların sayısı ise nüfusun yüzde 2’sinden az…

Bireyleri kitap okumaya yöneltmek için kitap fuarları düzenlenmeye devam ediyor. Denizli Büyükşehir Belediyesinin bu yıl ilkini düzenlediği Ege’nin en büyük kitap fuarı için özel olarak tasarlanan kütüphane otobüslere vatandaşlar yoğun ilgi gösteriyor.

Vatandaşların etkinliğin düzenlendiği Denizli Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Kültür Merkezi’ne daha rahat ve kolay ulaşımı için kentin iki ayrı noktasından ücretsiz otobüs seferleri konurken, kitap fuarı için özel olarak tasarlanan kütüphane otobüs ise kitapseverlerin yoğun ilgisini çekiyor. Bir kütüphane şeklinde kaplanan otobüsün kapıları kütüphane kapısı olarak tasarlanırken, araç gövdesinin görünümü ise kitap raflarını andırıyor. Otobüse binen yolcular ise kitap okuyor şeklinde görülürken, kütüphane otobüs farklılığı ile vatandaşların yoğun ilgisini çekiyor.

160 Bin Ziyaretçi

Açıldığı günden bu yana her gün ziyaretçi akınına uğrayan Denizli Büyükşehir Belediyesi Kitap Fuarı’na 7 günde 160 binin üzerinde kişi geldi. Her gün yazarların okurlarıyla buluştuğu fuara sadece Denizli merkezden değil ilçe ve çevre illerden de katılım oldu. 09 Nisan’a kadar ziyaret edilebilecek Denizli Büyükşehir Belediyesi Kitap Fuarı için Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Kredi Yurtlar Kurumu (KYK) önünden her yarım saatte bir, İstiklal Caddesi’ndeki eski kütüphane önünden ise fuar alanına her saat başı ücretsiz otobüs kalkıyor.

Ünlü Yazarlar Geliyor

Her gün farklı yazarın imza günleri ve söyleşi düzenlediği fuarda Türkiye’nin en ünlü yazarları Denizlililer ile buluşacak. 7 Nisan Cuma günü saat 13.00’te Ahmet Şafak fuarda kitapseverleri beklerken, 8 Nisan Cumartesi günü saat 12.00’de Şükrü Erbaş, saat 13.00’te İlber Ortaylı ve Öznur Yıldırım, saat 14.00’de ise Hasan Ali Toptaş, İlker Başbuğ, Ali Lidar ve Canan Tan olacak. Fuarın son günü 9 Nisan’da da saat 13.00’te Sinan Yağmur, saat 14.00’de Hasan Ali Toptaş, Canan Tan, Abdurrahman Dilipak, saat 15.00’te ise Azra Kohen okurlarıyla buluşacak.

Türkiye Kitap Okumuyor

Türkiye’de onlarca kitap fuarı düzenlenmesine karşın, kitap okuyanların oranı oldukça düşük. Türkiye, kitap okumak yerine televizyon izliyor. İPSOS KMG’nin 2016 yılında yaptığı araştırmaya göre, toplumun yüzde 39’u kitap okumuyor, yüzde 85 televizyon izliyor.

2015 TÜİK verilerine göre ise 1 milyon 367 bin 139 kişi halk kütüphanesine üye. Bu da nüfusun yüzde 2’sinden az bir rakama tekabül ediyor.

MEB’in 15 yaşında öğrencilerden derlediği verilere göre de evinde en fazla 10 kitap olan ailelerin oranı yüzde 27 olurken, evdeki kitapların çoğu da ders ya da tatil kitabı.

 

Kaynak: http://www.sozcu.com.tr/2017/egitim/bu-otobuste-herkes-kitap-okuyor-1778415

Büyüdükçe Kitaplardan Uzaklaşıyor muyuz?

27 Mart Kütüphaneler Haftası dolayısıyla okullarda da birçok etkinlik yapılacak. Peki öğrencilerin okumayla arası nasıl? MEB’in verilerine göre, 2016’da mesleki ve teknik liselerde öğrenci başına okunan kitap sayısı yaklaşık 3. Bu oranın en yüksek olduğu ilkokul kademesinde ise bir öğrenci yılda ortalama 25 kitap okuyor. Gazi Üniversitesi Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gıyasettin Aytaş, alışkanlığın kazandırılması için öncelikle okumaya yönelik ‘boş vakit değerlendirme veya uyumaya hazırlık’ algısının kırılması gerektiğini söylüyor.

Türkiye’de 53 yıldır, 27 Mart Kütüphaneler Haftası olarak kutlanıyor. Bu kapsamda seminerler düzenleniyor, sergiler açılıyor, yazarlar okurlarıyla buluşuyor. Okullarda birçok etkinlik yapılsa da Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) yayımladığı ‘2017 Yılı Performans Programı’nda yer alan tabloya göre, öğrenciler yeteri kadar kitap okumuyor. Rapora göre, en az okuma oranı yılda 2.7 kitap ile mesleki ve teknik liselilerde. Yani meslek liseliler yılda yaklaşık 3 kitap okuyor. Bu sayının en fazla olduğu kademe ise ilkokul. 2017’de öğrenci başına düşen kitap sayısı 25. Yaş büyüdükçe kitap okuyan öğrenci sayısı da azalıyor.

Boş Vakit Uğraşı Değil

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) bu konudaki son çalışması olan ‘2014-2015 Zaman Kullanım Araştırması’na göre ise 15-24 yaş arası gençler en çok televizyon izlemeye zaman ayırıyor. Akraba ve arkadaş ziyaretlerinde bulunanların sayısı da yüksek. Kitap okumaya vakit yaratanların oranı ise 47.3. Peki bu durum nasıl aşılabilir? Öğrencilere kitap okuma alışkanlığı nasıl kazandırılabilir? Ailelere ve öğretmenlere ne gibi görevler düşüyor? Gazi Üniversitesi Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gıyasettin Aytaş, “Okumak boş vakit değerlendirme veya uyumaya hazırlık değil. Öncelikle bu algının yıkılması gerekir” diyerek, yapılması gerekenleri şöyle sıralıyor:

 

 

Baskı İşe Yaramıyor

İç denetime ihtiyaç var. Dıştan gelen etki ne olursa olsun bireyin, bu alışkanlığı kendi çabasıyla kazanacağının farkına varması gerekiyor. Öğretmen veya ailesi tarafından zorlanan çocuk, okuyormuş gibi davranıyor ve bu da bir aldatmacadan ibaret. Ne kadar baskı yapılırsa yapılsın, öğrenci istemedikten sonra okuma alışkanlığı kazanılamıyor.

Kitap, dergi, makale okumanın ‘boş vakit doldurmak’ diye adlandırılmaması gerekiyor. Okumak boş vakit değerlendirme veya uyumaya hazırlık değil. Bu algının yıkılması şart.

Teknolojiden yararlanmayla kitap arasındaki ilişkinin iyi ayırt edilmesi lazım. Birçok kişinin “Kitaba ihtiyaç kalmadı” algısı ilgiyi azaltıyor ve okumadan uzaklaştırıyor.

Bu alışkanlığı kazanabilmek için öncelikle ilgi alanlarının çok iyi belirlenmesi gerekiyor. En çok ilgi duyulan alandan başlamak önemli bir teşvik.

2017 Yılı Performans Programı’na göre ögrenci başına okunan kitap sayısı:

2015 2016 2017
İlkokul 21.1 17.9 25
Ortaokul 7.11 6.92 9
İmam hatip ortaokulları 8.31 11.23 14.15
Genel ortaögretim 2.92 3.98 5
Mesleki ve teknik ortaögretim 2.47 2.6 2.7
Anadolu imam hatip liseleri 2.59 5.69 8.79

 

Hedefin Belirlenmesi Gerekiyor

Alışkanlığı pekiştirecek hedeflerin belirlenmesi işe yarayabiliyor. Örneğin haftada bir kitap bitirmekle işe başlanıp, bu iki günde bir kitaba kadar çıkarılabilir.

Okumada seçicilik de önemli. Bir müddet sonra ‘okuma oburu’ olmak gibi bir tehlikenin içine girilebiliyor. Her şeyi yememek gerektiği gibi, her şeyi okumak da doğru değil. Bu yüzden çocuklara kitap seçme hakkı verilerek, ihtiyaçları tespit edilerek okuma alışkanlığı kazandırılabilir.

Küçük yaşlarda çocuğa özel zaman ayrılarak, ilgi düzeyi ve yaşına uygun öykü ile masal kitapları okumak gerekiyor. Böylece alışkanlık edinmesi için temel atılmış oluyor.

Evde hem aile fertlerinin, hem de çocukların ulaşabileceği bir yere farklı türleri içeren bir ‘kitap köşesi’ oluşturmak işe yarıyor. Eğer evde sürekli televizyon seyredilip hiç kitap okunmuyorsa çocuklardan okumasını beklemek gerçekçi değil.

Ödül Listenizde Olsun

Okuma alışkanlığının kazanılmasında kütüphane kullanımının etkisi büyük. Bu nedenle çocuklar için, çevre kütüphanelerin tanıtılmasına yönelik geziler düzenlenebilir, okul kütüphanesinin aktif kullanımı için yönlendirme yapılabilir.

Anne-babaların ödül listesinde mutlaka kitap olsun. Çocuğu sürekli okuması yönünde uyarmak yerine, kitap okuduğunda onu destekleyerek motive etmek daha doğru.

Öğretmenler Sınıf Kitaplığı Oluşturabilir

İlköğretimin ilk yıllarından itibaren bir sınıf kitaplığı oluşturmak oldukça önemli. Öğretmenler sınıf panosunda, öncelikli okunması gereken kitapların bir listesini yaparak bunların sergilenmesini sağlayabilir.

Sınıf öğretmenleri serbest okuma saatleri düzenleyerek, çocukların seçtiği kaynakları okuması için ortam hazırlayabilir.

Okulda kitap okumanın önemini anlatan bir duvar gazetesi oluşturulup, okunan kitaplarla ilgili yazılar bu gazetede sorgulanabilir.

Velilerle görüşmeler yaparak, çocuklarına okuma alışkanlığı kazandırmaları için yapılması gerekenler anlatılabilir.

Öğrencilerin sırf roman, hikâye türüne değil; biyografi, gezi, hatıra, kişisel gelişim, araştırma gibi kitaplara da yönelmesi teşvik edilebilir.

Çocuklar okul kütüphanesini kullanma konusunda yönlendirilebilir, birlikte çevre kütüphanelere geziler düzenlenerek onlara kütüphane kullanma alışkanlığı kazandırılabilir.

Neden Okumak İstemiyorlar

Sıkılıyorlar.

Sevmedikleri bir kitabı zorla okumak istemiyorlar. Zorlandıklarında ise bütün kitaplara karşı tavır alabiliyorlar.

Kitap okumayı bir cinsiyete bağlayan çocuklar var. Örneğin, “Kızlar kitap okur” gibi.

 

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/buyudukce-kitaptan-uzaklasiyorlar-40404002

 

Etken Bir Nesle Edilgenliği Aşılayamayız

“Okumayan bir nesil yetişiyor!”

Yaşı 30’u geçmişin, çoluk çocuğa karışmışın endişe verici sohbet konusudur bu cümle. Hadi yaşı ya da çoluk çocuk sahibi olmayı koyalım kenara kitap sayfalarının kokusuna, dokusuna aşık, alışık herkesin defalarca söylediği bu cümle ne kadar korkutucu duruyor değil mi? Başta ben de endişeyle sarf ettim bu sözleri. Sonuna kadar katılıyordum ama yavaş yavaş uzaklaşmaya başladım bu düşünceden. Niye mi?

Çünkü onları izlemeye başladım. Bizim neslin okuma alışkanlığıyla kıyas yapmadan onları izlemeye, anlamaya çalıştım. Bu düşünceyle çocuklarıma, öğrencilerime ve yaşıtlarına diktim gözümü. Gördüm ki aslında onlar okuyorlar ama bildiğimiz, alıştığımız şekilde değil. Onlar dijital dünyanın yazılarını okuyup dinliyorlar. Çoğunun facebook, twitter, instagram hesabı var, whatsapp kullanıyorlar. Youtube’da kanalları, düşüncelerini paylaştıkları blogları var. E-posta kutuları zevklerine uygun aboneliklerle dolu. Kabul ederiz ya da etmeyiz ama onlar bu şekilde okuyup, yazmayı, yorumlar yapmayı, beğenmeyi beğenilmeyi tercih ediyorlar çünkü onlar böyle bir çağı yaşıyorlar. Onlar için dijital iletişim ve etkileşim ön planda ve öylesine yoğun ki bizim kabul ettiğimiz anlamda kitap okumaya zaman bulamıyorlar. Yani dijital etkileşim kitapla bağ kurmaya engel oluyor. Bu çağı ve ilerleme hızını düşündüğümüzde engeli aşmamızın zor olacağı da aşikâr.

Peki ne yapmalıyız?

Okuma alışkanlığı kazandıramıyorsak, kazandırma yöntemini değiştirmemiz gerekiyor belki de…

Önce gelin çocuklarımıza sunulan kitap yelpazesine bakalım.

Okuma bilmeyen yaş grubu için resimli kitaplar var – ki çoğu çeviri – kâh kültürümüze uygun kâh değil ama öyle ya da böyle çocukları yakalıyor, çocuklara dokunuyorlar. Bu yaş grubunun kitaplarla tanıştırılması başta ailelere düşüyor. Kreşe falan giderlerse de okul tarafından destekleniyor.

Yaş biraz büyüyünce cinsiyete göre farklılık gösteriyor okuma şekli. Kızlar – bir kısmı diyelim- kız romanlarını tercih ederken erkekler fantastik, serüven dolu kitaplara yöneliyor. Bunlar da tıpkı önceki yaş grubunun kitapları gibi genelde çeviri ve tüketim dünyasına uygun nitelikte tüketimi körüklüyor. Birçoğunda kuralsızlığın kural, ilkesizliğin ilke olduğu bir hayat seriliyor önlerine. Okuduklarına baktığımda “hiç okumasalar daha iyi” diyebileceğim kitapları tercih ediyorlar. Gidip koşsunlar, ip atlasınlar, tahtadan silah yapıp eskilerin deyimiyle –dekmancılık- oynasınlar, ruhu arızalı çocuklar olmalarından daha iyi sanki…

Bunları anlatırken kitapların hepsini kötülermişim gibi bir yanlış anlaşılma olsun istemem. Çok leziz, eğitici, ruhu doyurucu, dile değer katan, güzellikler sunup hayata geçirten kitaplar da var ama tercihlerde genel eğilim ne yazık ki bahsettiğim yönde.

İşte deveye hendek atlatmamız gereken yaş grubuna geldik. Yani okumaktan uzaklaşmaya başlanılan 10 – 15 yaş grubuna. Onlara sunulan kitapların da bir önceki yaş grubundan farklı içeriği yok aslında. Sadece sayfa sayısı artmış, resimleri çizimleri azaltılmış kitaplar çıkıyor karşılarına. Buradaki sorun ise artık kitapların içerikleri değil kitapla rekabet eden diğer etkenler; bilgisayar oyunu, dijital platformlar, çizgi film ve diğer tüketim malzemeleri.

Şimdi gelelim baştaki soruma: “Çocukları etkin okuyucu haline nasıl getirebiliriz?”

Kısaca cevabım; “ Şu anki çağa uygun etkileşimli içerikler sunan kitaplarla hatta e-kitaplarla bunu sağlayabiliriz.”

Toplumsal eğilim, sosyal iletişimi ön plana çıkarıyor. Başta da dediğim gibi çocuklar okumak, yorumlar yapmak, ortamın bir parçası olmak istiyorlar. Hal böyleyken de, okumak gibi tek başına yapılan bir etkinliği geri plana itiyorlar. Çocuklar etkileşimden yanalar. Olaya dâhil olduklarında mutlu oluyorlar. Teknoloji üreticileri bunu çözmüş. Öyle uygulamalar yapmışlar ki, masal okumak için tabletine indirdiğin uygulamaya animasyon koymuş, ses yerleştirmiş, masalın sayfaları arasına 3 yaşındaki çocuğun yapabileceği etkinlikler yerleştirmiş. Çocuklar o sayfanın gelmesini o sayfaya bir ağaç, bir köprü çizmeyi sabırsızlıkla bekliyor.

Haftalık, aylık çocuk dergilerini düşünün, ne zaman ki okuyucu mektuplarına, şiirlerine, resimlerine yer vermeye başladılar abonelikleri artmaya başladı. Çocukken en sevdiğim ansiklopedim bana soru soran ansiklopedimdi. Verilen bilgilerin yanında bir kutu olurdu. Dikkat çekici bu kutuda bir soru beklerdi beni. O kutuyu gördüğümde sorunun cevabını vermeye can atardım. Hele yeni yeni yapılmaya başlanan şu 3 boyutlu masal kitapları. Çok süslü ve anlamsız gibi gelebilir size ama bir çocuk gözünden baktığımda inanılmaz cezbedici olduğunu söyleyebilirim.7, 8 yaşlarımda benden büyük bir kuzenimin artık okumaktan sıkılıp bana verdiği 3 boyutlu masal kitabımı asla unutamam. Külkedisiydi kitap ve ben de sanki külkedisi olmuştum her sayfada.

İşte bunun gibi etkileşim çağına adım atmış bu çocukların karşısına kendilerinin de dahil olabilecekleri etkinliklerle çıkabilsek, onları edilgenden etkin konuma geçirebilsek belki onları kazanabiliriz. Onları okumanın o derin dünyasına çektikten sonra etkileşime gerek kalmaksızın yazılmış düz yazının lezzeti ruhlarını saracaktır. İnanıyorum.